Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi. Yakınlarından birisi […]
Archive for Şubat, 2016
Günün Ayeti Kerimesi
“Her kim Allâh’ın rızasına ermek (cemaliyle müşerref olmak) isterse sâlih amel işlesin ve ibadetinde Rabbine kimseyi şirk koşmasın (amellerine riya karıştırmasın).” (Kehf Sûresi, âyet 110)
Günün Hadisi Şerifi
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ يَسَّرَ عَلَى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللهُ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ. (م “Kim fakir bir kimseye (borcunu ödemesinde) kolaylık gösterirse Allâhü Teâlâ da dünyâ ve âhirette ona kolaylık gösterir.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)
AKÎL BİN EBÎ TÂLİB (Ukayl) ( radıyallahü anh )
Eshâb-ı kiramdan. Resûlullah’ın ( aleyhisselâm ) amcasının oğlu. Hazreti Ali ve Ca’fer-i Tayyar’ın ( radıyallahü anh ) büyük kardeşidir. Ca’fer-i Tayyar’dan ( radıyallahü anh ) on, Hazreti Ali’den yirmi yaş büyük olup, üçü de aynı anadandır. Künyesi Ebû Yezîd’dir. 60 (m. 680) târihinde vefât etti. Hazreti Akîl başlangıcından beri İslâm’a yakınlık duyuyordu. Ancak, Mekke’deki sosyal […]
DUÂNIN TESİRİ
İbrâhim bin Edhem hazretleri, bir gemiye binmişti. Çok şiddetli rüzgar çıktı, gemi batma tehlikesine düştü. İnsanlar ağlaşıyorlardı. Birisi İbrâhim bin Edhem’i işâret ederek, şu zâttan duâ isteyiniz, dedi. O ise geminin bir tarafında başını örtmüş ayakta duruyordu. Birisi ona yaklaşıp: “Ey İbrâhim bin Edhem, insanların düştüğü hâle ne dersin” deyince başını kaldırdı ve: “Allâh’ım, bizlere […]
YARDIMLAŞMAK MÜ’MİNLERİN AHLÂKINDANDIR
İbrahim bin Beşşâr rahimehullah anlattı: “İbrahim bin Edhem (rah.) ile birlikte bir yolculuğa çıkmıştık. Yanımızda yiyecek hiçbir şey olmadığı gibi satın alabileceğimiz hiçbir şey de yoktu. İbrahim bin Edhem (rah.) beni bu yüzden üzüntülü görünce dedi ki: “Ey İbn-i Beşşâr! Allah, fakir ve miskin kullarına dünya ve âhiret nimetlerinden neler vermiştir, bilir misin? Allâhü Teâlâ […]
BEYİT
Nîmetine kimsenin etme hased Kâdir isen kıl hased bâbını sed. Azmî (Pîr Mehmed) (Kimsenin nimetine haset etme, gücün yeterse haset kapısını kapat.)
Altıyüz Dirhemlik İp
Bağdat. Dul bir kadın. Altı öksüz çocuğu ve bir de ihtiyar ana. Kadın geçimi sağlamak üzere, hafta boyu el emeği verir, göz nuru döker iplik eğirir, pazara çıkar ve anası ile çocuklarının rızkını temin etmeye çalışırdı. Vakti tamam olunca bu dul kadın vefat eder, çocukların bakımı ise ihtiyar kadına kalır. Kadın pazara her hafata çıkamıyor, […]
EHL-İ SÜNNET’İN İMAMLARI
EHL-İ SÜNNET’İN İMAMLARI Müctehid, herhangi bir dînî hükmü âyet-i kerîme ve hadîs-i şerişerden çıkaran, kıyas yapabilen büyük âlimdir. Bu büyük din müctehidlerinin edille-i şer’iyyeden (dînin delillerinden) çıkardıkları mes’eleler ve hükümler topluluğuna mezheb denir. Ehl-i sünnetin amelde mezhebi dörttür. Bu mezheplerin imamları İmâm-ı Âzam, İmam Mâlik, İmâm-ı Şâfi’î ve İmam Ahmed bin Hanbel hazretleridir. İmâm-ı Âzam: […]
SAMÎMÎ TEVBE NASIL OLUR?
Bir kişi İbrahim Edhem Hazretlerine: ‘Ben kendime çok zulmettim. Bana nasihatte bulun.’ dedi. İbrahim Edhem Hazretleri; “Sana altı şey öğreteceğim. Eğer bunları kabul edersen, bundan sonra sana zarar verecek bir şey işlemezsin.” dedi: “Allâhü Teâlâ’ya isyan edeceğin zaman onun mülkünden çık.” Adam, ‘bu nasıl mümkün olur. Doğudan batıya, güneyden kuzeye, yerin altından arşın üstüne kadar […]
ADALET VE TEVAZU
Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi. Yakınlarından birisi […]
Günün Ayeti Kerimesi
Mü’minlerin her fırkasından (; her belde ahalisinden, her cemiyetten) bir kısmı dinde tefekkuh (edip külfet ve meşakkate katlanıp fıkıh tahsîl) eylesinler ve dönüp geldikleri vakit kendi kavimlerini irşâd ve inzâr eylesinler…” (Tevbe Sûresi, âyet 122)
Günün Hadisi Şerifi
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَبْعَثُ اللهُ الْعِبَادَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ يُمَيِّزُ الْعُلَمَاءَ فَيَقُولُ: يَا مَعْشَرَ الْعُلَمَاءِ إِنِّي لَمْ أَضَعْ فِيكُمْ عِلْمِي لِأُعَذِّبَكُمْ اِذْهَبُوا فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ. (مجمع Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Allâhü Teâlâ kıyâmet günü kullarını diriltir. Sonra (hakîkî) âlimleri ayırır ve onlara şöyle buyurur: Ey âlimler! Ben ilmimi size azâb etmek […]
ABÎDE BİN AMR ( radıyallahü anh )
Tabiînden meşhûr fıkıh âlimi. İsmi Ubeyde bin Amr es-Selmânî el-Muradî olup, Abîde es-Selmânî ismiyle de meşhûr olmuştur. Künyesi Ebû Amr el-Kûfî’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. 72 (m. 691) senesinde vefât etti. Abîde bin Amr Yemenli olup, mensûb olduğu kabilenin reîsi idi. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) hayatta iken, Mekke’nin feth edildiği günlerde müslüman olmakla şereflendi. Fakat Peygamberimizi […]
İLİMLE AMEL ETMEK
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: • “İlim öğreniniz ve öğrendiklerinizle amel ediniz, onu insanlara öğretiniz. Ehil olmayanlara öğretmeyiniz, ilim öğrenmeye ehil olanları da mahrum bırakmayınız.” • “İlimlerden dilediğinizi öğreniniz. Öğrendiklerinizle amel etmedikçe Allâhü Teâlâ size asla ecir ve mükâfat vermez.” • “Ey Uveymir! Allâhü Teâlâ sana kıyâmet gününde “İlim öğrendin mi yoksa cahil mi kaldın?” derse, […]
Cafer-i Sadık İle Rafizi
Kûfede bir râfizî var idi. Adı Abdülmecîd bin Abdülgaffâr idi. Ca’fer-i Sâdık ‘kuddîse sirrûh’ hazretlerinin hûzuruna vardı ve. aralarında şu konuşma geçti – Esselâmü aleyke yâ Resûlullahın torunu. Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ hazretlerinden sonra en üstün olan kimdir? – Ebû Bekr-i Sıddîkdır ‘r.a’. – Böyle olduğunu nereden biliyorsun. – Hak sübhânehü ve teâlâ […]
Garip Karşılanan Bir Adak
Allah dostlarından biri olan Abdullah Kalanisi (K.S.) bir defasında gemi ile yolculuk ederken şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Gemide bulunan yolcu ve mürettebat dua ettiler ve birer adakta bulundular. Abdullah Kalanisi’nin de bir adakta bulunması için kendisine işaret ettiler. Abdullah Kalanisi, kendisine adfakta bulunması için işaret edenler: – Ben şu fani dünyadan alakamı kestim. Beni böyle […]
SELÂM VERMENİN VE ALMANIN EHEMMİYETİ
SELÂM VERMENİN VE ALMANIN EHEMMİYETİ Müslümanların birbirlerini tanımalarına ve sevmelerine vesîle olduğu için selâm vermenin ve selâm almanın fazîleti büyüktür. İslâm dîni, selâm için tanışmış olmayı şart kılmamış, müslümanlar için, bildiğine ve bilmediğine selâm verilmesini bir vazîfe olarak kabul etmiş ve selâm almanın ise daha vâcib, zarûrî bir vazîfe olduğunu bildirmiştir. Selâm almak “Ve aleykümü’s-selâm […]
İlk müslümanların çektiği eziyetler
Resûl-i Ekrem Efendimiz’i (s.a.v.) tasdik edip İslâm dinini kabul eden ashâb-ı kiramdan birçokları bu uğurda pek çok eziyetler çekmiş, birçok maddî mahrumiyetlere katlanmış, dinleri uğrunda mallarını, canlarını fedadan çekinmemişlerdi. Hattâ, bizzat Resûlullah aleyhisselam dahi birçok eziyetlere mâruz kalmış, hiçbir peygamberin görmediği ezâ ve cefâya uğramış; bunlara sabr ile, metanet ile katlanmış, yüksek peygamberlik vazifesini harikulade […]
Günün Ayeti Kerimesi
“Zâtıma yemin ederim ki, sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve hâsılattan eksiklik ile imtihan edeceğiz, müjdele o sabredenleri.” (Bakara Sûresi, âyet 155)
Günün Hadisi Şerifi
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دِينِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دَمِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ قُتِلَ دُونَ أَهْلِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ. (ت Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Malını muhâfaza uğrunda öldürülen kimse şehittir. Dîni uğrunda öldürülen kimse şehittir. Canını muhâfaza uğrunda öldürülen şehit, ehlini (âilesini) korumak […]
ABDULLAH BİN ZEYD ( radıyallahü anh )
Ezân-ı Muhammediyye’nin okunuşunu rüyasında görüp haber vermesinden dolayı “Sâhibü’l-ezân” adı ile meşhûr olan sahâbî. Adı, Abdullah bin Zeyd bin Abd-i Rabbih bin Sa’lebe bin Zeyd bin Haris bin Hazrec el-Ensârî’dir. Ebû Muhammed el-Medenî adı ile künyelenmiştir. Medîneli müslümanların Hazrec koluna mensûbtur. Akabe bî’atinde bulunarak Resûlullah’a ( aleyhisselâm ) îmân edip müslüman olmakla şereflenmiştir. Hicretin ikinci […]
HZ. YÛNUS ALEYHİSSELÂMIN ZİKRİ
Hz. Yûnus (a.s.) Dicle’nin batısında Musul şehri yanında Ninova ahalisine peygamber gönderildi. Onları tevhide davet etti. Lâkin onlar putlarını terk etmediler. Allâhü Teâlâ’nın azabıyla korkuttu, yine kulak asmadılar. Hz. Yûnus (a.s.)’da ümmetine darıldı ve helâk olacakları da kendisine bildirildiğinden Allâh’ın emrini beklemeden çıkıp gitti. Deniz sahiline geldi, bir gemiye bindi. Kendisine hürmet ettiler. Fakat gemi […]
ŞEYH ŞÂMİL
İmam Şâmil zamanındaki Dağıstan âlimlerinden Şeyh Muhammed Tâhir (v. 1879) diyor ki: Bu asırda Dağıstan ahâlîsi arasında Müslümanlığın sadece ismi kaldı, aralarında iyiliği emreden ve kötülüğü nehyeden kimse kalmadı. Hâkimler din ile değil örf ve âdetlerle hüküm veriyorlar ve böyle yapan reisleri methedip bunu adâletten sayıyorlar. İctimâî hayatta da pek fenâ işler olmaktadır. Daima Ruslar […]
ŞEYH ŞÂMİL RAHİMEHULLÂH
Meşhûr İslâm gâzîlerinden İmam Şâmil, 1212/1797 târihinde Dağıstan’da doğmuştur. Dağıstan Müslümanlarının başında yirmi beş sene devamlı Rus askerine karşı harb etmiş, bir avuç dağlılarla en meşhûr generallerin kumandasındaki orduları mağlûb etmiştir. Askerlikteki iktidâr ve metânetiyle âlemi hayrette bırakmıştı. Nihâyet 1276’da (M. 1860) teslîme mecbûr olmuş ve Petersburg’a götürülmüştür. Rus Çarı, kendisine büyük itibar göstermiş, silahlarını […]
Cebrail (a.s.)’ın Hocası
Birgün Server-i Enbiyâ ‘s.a.v.’ mescidde oturmuş idi. Cebrâîl aleyhisselâm geldi. Sultân-ı Enbiyâ, hazret-i Cebrâîl ile söyleşirdi. Eshâb-ı kirâm mescide gelip, Seyyid-i kâinâtı meşgûl görüp, bildiler ki, hazret-i Cebrâîl ile söyleşir. Sükût edip, oturdular. O sırada hazret-i Alî ‘r.a.’ içeri girip, selâm verip, yerine oturdu. Hazret-i Osmân ‘r.a.’ gelip, selâm verip, yerine oturdu. Sonra Ebû Bekr […]
Fakir ve Kör
Kibirli ve zengin birisi kapısına gelen bir fakire bir şey vermediği gibi, onu hem paylar hem de kapıyı yüzüne kapatır.. Zavallı fakir içlenir; bir tarafa çekilir ve oturur, ağlamaya başlar.. Bir kör, onun ağlamalarını duyar. Kalkar yanına gelir, niçin böyle üzgün olduğunu, ağladığını sorar. Fakir olanı biteni anlatır. Kör, teselli vererek, üzülmemesini, kendi evine gelmesini, […]
HASTALIK GÜNAHLARA KEFFARETTİR
Hz. Ali (r.a.) bir seferden Kûfe’ye dönerken bir evin gölgesinde yatan hasta bir kimse görüp selâmdan sonra: “Senin yüzünün rengi değişmiş, acaba hastalıktan mı?” dedi. Adam: “Evet, hastayım” diye cevap verince Hz. Ali (k.v.): “Başına gelen bu hastalıktan sevap umar mısın?” dedi. Adam: “Evet” deyince Hz. Ali şöyle buyurdu: “O halde Rabb’inin sana rahmet edeceğini […]
SAĞLIK: BEL SAĞLIĞINIZ İÇİN DİKKAT EDİNİZ!
• Ağır bir yükü kaldırmayın, çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyin. • Hafif olsa da yerdeki bir cismi çömelerek alın, belden eğilerek bir şey almayın. Yükün ağırlığını belinize değil, bacaklarınıza verin. • Bir eşyayı iki kişi taşıyorsanız, birbirinize haber vermeksizin bırakmayın. • Yük taşırken belinizle değil, vücudunuzun tamamı ile dönün. • Sandalye veya koltukta otururken […]
Günün Ayeti Kerimesi
“Şüphesiz ki hayır ehli; iyiler nimetler içindedir. Ve şüphesiz ki fâcir(aşırı isyan eden)ler şiddetli cehennem ateşi içindedirler.”(înfitâr sûresi, âyet 13-14)
Günün Hadisi Şerifi
قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ: مَازِلْنَا أَعِزَّةً مُنْذُ أَسْلَمَ عُمَرُ. (خ İbn-i Mesud (r.a.) buyurdular: “Ömer Müslüman olduğundan beri hep başımız dik olduk.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Günün Sözü
Hayal kurmaktan korktuğum günler gördüm, hayallerimi aşan günler bazen. Geçmişi unutmayı öğrendim, geleceği merak etmemeyi. Tolstoy
ABDULLAH BİN SÜHEYL ( radıyallahü anh )
İlk müslüman olanlardan. Künyesi Ebû Süheyl’dir, m. 594 veya 596 senesinde Mekke’de doğdu. 12 (m. 633) senesinde Yemâme’de şehîd oldu. Annesi, Fahite binti Âmir, babası, Süheyl bin Amr’dır. Abdullah bin Süheyl ( radıyallahü anh ) ikinci Habeşistan hicretine kadar müslümanlığını gizledi. Sonra Habeşistan’a hicret eden kâfileye o da iştirâk etti. Habeşistan’dan dönüşünde, babası tarafından, hapsedilip, […]
SELEME BİN DÎNAR’IN (r.a.) HALİFEYE NASİHATİ
Emevi Halifesi Süleyman bin Abdülmelik Medine-i Münevvere’ye gelince: “Burada Ashâb-ı Kirâm’ın devrine erişmiş bir kimse var mıdır ki görüşüp bir miktar sohbet edeyim?” diye sordu. Medineliler: “Medine’nin âlimi ve kâdısı Seleme bin Dînar (r.a.) takva sahibi bir zattır. Ashâb-ı Kirâm’dan bir kısmına erişmiştir ve onlardan hadîs-i şerîşer rivayet eder.” dediler. Halife, adam gönderip davet etti. […]
ÖMERÜ’L-FÂRÛK HAZRETLERİ’NİN MAAŞI
Hazret-i Ömer (r.a.), ileri gelen sahabeye hitâben: “Ben, tüccardım. Ticaretle ailemi geçindirirdim. Siz, halifelik vazîfesi ile beni meşgul ettiniz. Ne diyorsunuz? İhtiyacımı hazineden almak bana helâl olur mu?” dediğinde her biri birer söz söylediler. Hazret-i Ali (r.a.) sükût ediyordu. Hazret-i Ömer: “Sen ne dersin, yâ Ali?” dedi. Hazret-i Ali (k.v.): “Sana ve âilene yetecek miktardan […]
SILA-İ RAHİM RAHMETE VE CENNETE YAKLAŞTIRIR
Bir adam, Resûlullâh’ın (s.a.v) devesinin yularından tuttu ve: ‘Yâ Resûlallâh! Bana cennete yaklaştırıp cehennemden uzaklaştıracak bir amel söyleyiniz.’ dedi. Resûlullâh (s.a.v), “Allâh’a ortak koşmadan ona ibâdet et, namazı kıl, zekâtı ver ve akrabâlarını ziyâret et.” buyurdu. Abdullah bin Ebû Evfâ (r.a) anlattı: Bir arefe akşamı Resûlullâh’ın (s.a.v) huzûrunda oturuyorduk. O sırada Resûlullâh (s.a.v): “Akrabalarıyla alâkasını […]
MÂNEVÎ TEMİZLİK: TEVBE / ABDEST VE GUSÜL (BOY ABDESTİ)
MÂNEVÎ TEMİZLİK: TEVBE Mânevî temizlik, kalbleri güzel ahlâk, güzel amel ile temizlemeye, süsleyip nurlandırmaya çalışmaktır. Günahlar ile kirlenen ruhları, kalbleri tevbe ve istiğfâr ile temizlemeğe çalışmalıdır. Günahlar; kebîre ve sağîre yâni büyük ve küçük diye iki kısımdır. Kebîre, yâni, büyük günahların başlıcaları şunlardır: Allâhü Teâlâ’yı inkâr etmek, Allâhü Teâlâ’ya ortak koşmak. Kat’î olan bir dinî […]
Felsefenin sonu
Kadızade Hızır Bey’in oğlu olan ve sonradan üstün zekâsı ve son derece kaabiliyeti sayesinde büyük ilim adamlarından olan Sinan Paşa, gençlik çağlarında felsefeye çok önem verirmiş. Babası Hızır Bey her ne kadar oğlunu bu yoldan çevirmeye çalışmışsa da bir türlü başaramazmış. Hatta öyle olmuş ki, bir gün baba-oğul beraber yemek yerlerken yine münakaşaya başlamışlar. Baba […]
SÖZ
Bir müslüman. Bir ateşperest. Birlikte çalışıyorlar. Namaz vakti. Müslüman: -Namaz kılacağım. Namaz kılarken, bana ilişmiyeceğine dair söz verir misin? -Veririm. Namaz…. Bir müddet sonra… Ateşperest. İbadet zamanı… -Şimdi sıra ben de, ben ibâdet ederken, bana ilişmiyeceğine söz verirmisin. -Olur sana ilişmem… Rahatça ibâdetini yapabilirsin. Fakat ateşperest ateşe tapmak üzere secdeye varınca, Müslüman hemen üzerine atılır. […]
BİLDİĞİ İLE AMEL ETMEK
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, sizden biriniz bildiğinin onda dokuzu ile amel edip birini terk ederse helâk olur. Öyle bir zaman gelecek ki, o zaman bildiğinin yalnız onda biriyle amel eden kurtulacaktır. Çünkü o zaman, amel edenler çok azalacaktır.”
MÜHÜR
Mühür farsçadır, Türkçesi “damga”, Arapçası “hâtemdir.” Çok eski tarihlerden itibaren kullanılan mühür, bir madenden veya taştan yapılır ve imzâ yerine kullanılırdı. Mührün en mühim faydası emniyettir. Mühür kazıyan “hakkâk” en iyi hattâtlardan ders alır ve usta bir hakkâk yanında en az yedi sene çıraklık eder, birkaç sene kalfalıktan sonra “peştamal kuşanarak” usta olurdu. Mühür üzerinde […]
Günün Ayeti Kerimesi
اَسْتَعِيذُ بِاللهِ : وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ. (سورة الهمزة, (1 “Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline!” (Hümeze sûresi, âyet 1)
Günün Hadisi Şerifi
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ بَطَّأَ بِهِ عَمَلُهُ لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نَسَبُهُ. (م Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Amelinin noksanlığından geride kalmış olanı, nesebinin şerefi ileri geçiremez.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)
Günün Sözü
Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa.. Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet; Çünkü hayat çok kısa [Şems Tebrizi]
ABDULLAH BİN SELÂM ( radıyallahü anh )
Eshâb-ı kiramdan. Ensârın büyüklerinden. Hicretten sonra müslüman oldu. Müslüman oluşu ibretlidir. Cennetlik olduğu hadîs-i şerîfte bildirildi. 43 (m. 663)’de Medine’de vefât etti. Hazreti Yûsuf (aleyhisselâm) soyundan ve Medine’deki Yahudi Benî Kaynuka kabilesinden idi. Cahiliyyet devrinde Husayn olan ismini Müslüman olunca Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Abdullah” olarak değiştirdi, Nesebi Abdullah bin Selâm bin Haris Ebû Yûsuf […]
AMELİ NOKSAN OLAN KİMSEYİ NESEBİ İLERİ GÖTÜRMEZ
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) devr-i saâdetinden beri hak sahiplerine devlet hazînesinden istihkâkları verilirdi. Fakat bunlar için belirli bir derece ve nisbet yoktu. Ömerü’l-Fârûk (r.a.) Hazretleri hak sahiplerini derecelere taksim etti. İsimleri ve istihkâklarını açıklayan defterler yazdırdı. İşte bu defterlere dîvân denilir. Sonra bunların toplandığı yere de dîvân denilmiştir. Şöyle ki: Dîvan tertibi için seçkin sahâbe ile […]
HAZRET-İ VAHŞÎ’NİN (R.A.) MÜSLÜMAN OLMASI
Uhud Harbi’nde Peygamber Efendimiz’in amcası Hz. Hamza’yı (r.a.) şehid eden Vahşî, Rasûlullâh Efendimiz’e (s.a.v.) bir mektup yazdı ve: “Ben Müslüman olmak istiyorum. Lâkin Kurân-ı Kerîm’de (meâlen): “Ve onlar ki Allâh’ın beraberinde diğer bir ilâha duâ etmezler, Allâh’ın haram kıldığı nefsi haksız öldürmezler ve zinâ yapmazlar. Her kim de bunları yaparsa ağır cezâya çarpar.” (Furkân Sûresi, […]
FÂTİH SULTAN MEHMED HAN’IN ŞAHSİYETİ VE VEFÂTI
Sultan Mehmed Han, cömert, âdil, cesur, dindar, âlim ve âlim dostu bir hükümdardı. Her nerede bir ilim adamı varsa, onu İstanbul’a getirtirdi. Büyük âlimlerden Ali Kuşçu’yu Semerkand’dan bütün ailesi ile birlikte İstanbul’a getirtmiştir. Bir kişi sanatta hüner sâhibi ise, onu mutlaka İstanbul’a getirtirdi. Onun zamanında devletindeki ilim ve sanat adamları gayet refah içinde idiler. Düşkün […]
PEYGAMBERİMİZİN BABASI, ANNESİ, AMCASI, DEDESİ
PEYGAMBERİMİZİN BABASI, ANNESİ, AMCASI, DEDESİ Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in babası Abdullah ve annesi Âmine Arab kavminin Kureyş kabîlesinin ileri gelenlerinden idi. Peygamberimizin babası Abdullah, Peygamber Efendimiz kâinâtı şereşendirmeden önce Medine’ye gitmiş ve orada vefât etmişti. Peygamberimiz altı yaşında iken annesi Âmine Hatun vefât etti. Anadan öksüz, babadan yetim kalan Efendimiz’i dedesi Abdülmuttalib yanına aldı. Abdülmuttalib kabîlenin […]
SODOM ve GOMERE’NİN SON GÜNÜ
Hz Lût (a.s), Arap yarımadasını puta tapıcılıktan alıkoymak, ortaksız ve tek bir Allah’ı tanıtmaya çağıran ve bu mukaddes yolda büyük başarılar kazanan Hz. İbrahim’in amcasının oğludur. Ömrü ve peygamberliği bugün Ürdün devletinin sınırları içinde bulunan Lût gölü çevresinde geçmiştir. Günümüzde tuzlu suların doldurduğu orta büyüklükte olan su saha, eskiden toprakları oldukça verimli bir vadi idi […]
ALLAH İÇİN SEVMEK NEDİR?
Bir kimsenin sevdiği şey dünyâ için değil de âhirete âit bir husûs için olursa bu Allâh için sevmektendir. Bir kimse Allâh rızâsı için ve âhirette de Allâh’a râzı olduğu halde kavuşmak için samimi olarak her ne işlerse Allâh rızâsı için sevmiş olur. Fakat çok kimsenin kalbinde Allâh’ın ve dünyanın sevgisi birleşir. Bu da kabûle şayandır. […]
BİRE ON SEVAP
Bir gün muhtaç bir adam gelip Hz. Ali’den bir şeyler istedi. Hz. Ali (r.a.) oğlu Hasan veya Hüseyin’den birine “Annene git, kendisine bıraktığım altı dirhemden birini al, getir.” dedi. Oğlu gitti, biraz sonra geri döndü ve “Annem o altı dirhemi un almak için sakladığını söyledi” dedi. Hz. Ali; “Bir kul, Allâh’ın elindekine kendi elinde olana […]
BESMELE
Bişr-i Hafi. Evliyânın büyüklerinden. Genç. Günah çukuruna düşmüş yuvarlanıyor yuvarlandıkça batıyor… Bir gün Gecesini içki masalarında sabahladığı bir gecenin günü. Sarrhoş. Evinin yolunu tutturmuş, gidiyor, gitmeye çalışıyor. Yürüyor. O da ne? Bir kağıt, üstünde Besmele yazılı bir kağıt. İçi cız ediyor. Eğiliyor. Çamurların içinden Besmele yazılı kağıdı alıyor. Hiç Allah’ın ismi yerde olur mu, çamurlar […]
ÇOCUK TERBİYESİ
Bir baba evlâdına karşı dâimâ babalık vakarını muhâfaza etmeli, annesi de çocuğu babasıyla korkutmalıdır. Herkese tevazu ile muamele etmesini ve “istemek dilencilerin âdetidir.” diye aynı yaştakilerden bir şey istememesini çocuğuna öğretmeli ve kimsenin yanında tükürüp sümkürmemesini, çok konuşmamasını, sorulmayınca söze atılmamasını, kendinden büyük olanlara hürmet etmesini ve yürürken büyüklerin önlerine geçmemesini öğretmelidir. Bir çocuk yedi […]
Günün Ayeti Kerimesi
“Kim bir hasene (iyilik) ile gelirse ona on misli verilir, kim de bir seyyie (kötülük) ile gelirse o ancak misliyle cezalandırılır ve hiç¬birine haksızlık edilmez.”(En ‘âm Sûresi, âyet 160)
Günün Hadisi Şerifi
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِستَكْثِرُوا مِنَ الْإِخْوَانِ فَإِنَّ لِكُلِّ مُؤْمِنٍ شَفَاعَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ. (كنز Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Mümin kardeşlerinizi çoğaltınız. Zîrâ kıyamet günü (kâmil ve sâlih) her müminin şefâat etme salâhiyeti vardır.” (Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)
Günün Sözü
Anladım ki işi, sanat Allah’ı aramakmış. Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış. (Necip Fazıl Kısakürek)
ABDULLAH-I DEHLEVÎ
Hindistan evliyâsından. Silsile-i aliyye denilen büyüklerden olup, seyyiddir. 1745 (H. 1158)’te Hindistan’ın Pencab şehrinde doğdu. 1824 (H. 1240) senesinde Delhi’de vefât etti. Kabri Şâhcihân Câmii yakınındaki dergâhındadır. Binlerce seveni her zaman ziyâret edip, feyz almaktadır. Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin babası, Abdullatif Efendi âlim, sâlih, zâhid, dünyâya rağbet etmeyen, yüksek haller sâhibi Kâdirî yolunda bir zât idi. […]
SA’D BİN MUÂZ (R.A.)
Sa‘d bin Muâz radıyallâhü anh hazretleri Ensâr’dan ve Evs kabîlesinin Abdüleşhel oğullarındandır. Künyesi Ebû Amr’dır. Evs kabîlesinin reîsi olup annesi Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) İkinci Akabe’de bîat edenlerden Kebşe binti Râfi‘’dir (R. Anhâ). Hazret-i Sa‘d, Mus‘ab bin Umeyr (r.a.) vasıtasıyla Müslüman oldu. Onun Müslüman olması üzerine bütün Abdül- eşhel oğulları İslam diniyle müşerref oldular. Ensâr’dan âilece […]
TALEBENİN EDEPLERİ
• Hocasını gördüğünde selâm vermeli, • Hocasına hürmetkâr olmalı, • Edepli olmalı, • Derse vaktinde hazır olmalı ve derste dikkatli olmalı, • İyi arkadaş seçmeli, • Kitaplarını güzel kullanmalı, onlara hürmetsizlik etmemeli, • Sual sormaktan çekinmemeli, • Çalışkan olmalı, • Öğrendiklerini tekrar etmeli, not tutmalı ve derslere ara vermemeli • Güzel yazı yazmalı, • Dersi […]
MEVLÂNÂ DERVÎŞ MEHMED (K.S.)
MEVLÂNÂ DERVÎŞ MEHMED (K.S.) Mevlânâ Derviş Mehmed es-Semerkandî, el-Emkenevî (k.s.) hazretleri Silsile-i Sâdât’ın yirminci halkasıdır. Dayısı ve Silsile-i Sâdât’ın on dokuzuncu halkası olan Hâce Muhammed Zâhid (k.s.) Hazretlerinin en büyük müridi ve halifesidir. Daha önce her ne kadar Hâce Ubeydullâh-ı Ahrâr Hazretlerine intisab etmişse de terbiyesi, kâmil ve mükemmil mertebesine ulaşması ve halifeliğe icâzeti Muhammed […]
‘SİLÂHINI TESLİM ET ONA!’
Ahzab Harbi’nde, hendek kazmaktan yorulan Sa’d bin Muaz (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in yanında oturmuş dinleniyordu. Bu esnada, toprak taşıyan Zeyd bin Sâbit (r.a.)’in çalıştığını görünce, ona işaret ederek; ‘ Yâ Resûlellah, dedi, Allâh’a hamd olsun ki, bunun babası beni sağ bıraktı da, sana îmân etmek şerefini bana nasip eyledi. Buas günü, ben bunun babası Sâbit […]
Onlar Oruç Tutmadılar
Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek: – Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur. Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek: – Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinize gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade […]
BEŞ VAKİT NAMAZ GÜNAHLARA KEFFARETTİR
Allâhü Teâlâ Hûd Sûresinin 114. âyet-i kerîmesinde (meâlen) “Ve namazı gündüzün iki tarafında ve geceden de gündüze yakın saatlerde dosdoğru kıl. Hasenât seyyiatı giderir (Beş vakit namaz günahlara kefaret olur.) Bu namaz zikir ehline bir va’zdır.” buyurmaktadır. Bu âyet-i kerîme beş vakit namazın farz olduğunun açık bir delilidir. Nitekim beş vakit namazın farz olması diğer […]
Günün Ayeti Kerimesi
“Kim Al lah’a ve Pey gam be ri ne ita at eder se, Al lah onu, için den ır mak lar akan, için de ebe di ka lacak la rı cen net le re so kar. İş te bu bü yük ba şa rı dır.” (Nisâ, 4/13)
Günün Hadisi Şerifi
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا مِنْ حَافِظَيْنِ يَرْفَعَانِ إِلَى اللهِ فِي يَوْمٍ فَيَرَى تَبَارَكَ وَتَعَالَى فِى أَوَّلِ الصَّحِيفَةِ وَفِي آخِرِهَا اِسْتِغْفَارًا إِلَّا قَالَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: قَدْ غَفَرْتُ لِعَبْدِى مَا بَيْنَ طَرَفَيِ الصَّحِيفَةِ. (مجمع “İnsanların günlük amellerini yazan iki melek bunları hergün Allâhü Teâlâ’ya arzederler. Allâhü Tebâreke ve Teâlâ bir günün sahîfesinin başında […]
Günün Sözü
Bütün kötülüklerin anahtarı, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)
Hasan Can
Yavuz’ a yoldaş ve sırdaş olan nedim… Hafız Mehmet Akkoyunlu sarayının mescidine bakan kendi halinde bir müezzindir. Ancak onda öyle bir ses vardır ki, bülbüller bile imrenir. Kâh volkanlar gibi coşar, kâh akar sular gibi. O yanık Kahire aksanı ile okumaya başladı mı, dinleyenler bir hoş olur. Cemaatin gözleri dolar, yanaklardan sıcak damlalar kayar. Şah […]
İMANIN İKİNCİ ŞARTI: MELEKLERE ÎMÂN
İmanın ikinci şartı: Meleklerin Allâhü Teâlâ’nın şerefli kulları olduklarına ve Allâhü Teâlâ ile peygamberleri arasında vahyin sâdık ve emîn vâsıtası olduklarına îmân etmektir. Enbiyâ sûresinin 26 ve 27. âyet-i kerîmelerinde bildirildiği üzere melekler Allah’ın şerefli kullarıdır, Allâhü Teâlâ’nın emri olmadan hiçbir söz ve fiilde bulunmazlar. Melekler, latîfdir (nurdan yaratılmışlardır). Kendi irâdeleri ile yahut kendilerine öğretilen […]
“ANCAK (KÂMİL) MÜ’MİN DEVAMLI ABDESTLİ OLUR”
Abdest üç nevidir: Farz, vâcib, müstehab. Namaz kılmak, tilâvet secdesi yapmak, cenâze namazı kılmak ve Kur’ân-ı Kerîm’e dokunmak için abdest almak farzdır. Tavâf yapmak için abdest almak vâcibdir. Müstehab olan abdestler şunlardır: Uyumak için, Nur üzerine nur olduğundan abdest üzerine abdest almak. (Su, vakıf suyu olmamalıdır.) Gıybet yahut yalandan sonra abdest almak. Bunlar mânevî necâsetlerdir. […]
HAZRET-İ SELMÂN-I FÂRİSÎ (R.A.)
Silsile-i Sâdât’ın ikinci halkası olan Selmân-ı Fârisî Hazretleri Ashâb-ı Kirâm’ın büyüklerinden ve meşhurlarındandır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sohbetleri şerefiyle en yüksek kemal mertebesine kavuşmuştur. Aslen İranlı olup, İsfehan yakınındaki Cey veya Râmehürmüz kasabasındandır. Medîne’ye gelip Müslüman oldu, peygamberimiz (s.a.v.) ona Selmân ismini verdi. Kendisine nesebi soruldu, “Ben Müslüman olduktan sonra nesebim ne olacak “İbnü’l-İslâm=İslâm’ın evlâdı”‘ diye […]
ÎMÂNIN ŞARTLARI
ÎMÂNIN ŞARTLARI (Âmentü billâhi) Ben Allâhü Teâlâ’nın ulûhiyetine yani varlığı kendinden olduğuna ve bütün her şeyi yarattığına, ibâdete ancak onun layık olduğuna, zâtı ile kâim olan sıfatlarının sonradan olmadığına ve hiçbir suretle şerîki (ortağı) ve nazîri (benzeri) olmadığına ve yarattıklarından bir şeye aslâ benzemediğine inandım. (ve melâiketihî) Ben Allâhü Teâlâ’nın meleklerinin şerefli kulları olduklarına inandım […]
Dul Kadın ve Yahudinin İmanı
Bir bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir hacının dükkanına girerek, Allah rızası için yardım istedi. Hacı fakir kadına yardım etmediği gibi: – Bıktım sizden nedir bu iş.. Ben sizin için mi çalışıyorum. Defol şurdan, diyerek kovdu. Hacıdan hiç ummadığı bir şekilde cevap alarak kapı dışarı edilen kadıncağız, melül- […]
Ser de Gitti Sır da
Server Baba namında bir velinin yaşadığı zamanda devlet maliyesi çok sıkışık duruma düşer. Padişah şöhretini duyduğu veliye haber gönderir. Veli de bir miktar iksir tozu gönderir, bakır eritilen kazanlara atılmasını söyler. Yalnız aynı kazandan bir kepçe kendisine verilmesini ister. Kendisine verileni de fakirlikten şikayet eden dervişine aynen verir. Bir müddet sonra padişah bu sırrın kendisine […]
“NEZAFET ÎMANDANDIR”
İslâm dîni temizliğe çok ehemmiyet vermiştir. Temizlik bir kısım ibadetlerin şartıdır, anahtarıdır. Temizlik bulunmadıkça bu ibadetler yerine getirilemez, temizlik bulunmadıkça insan, Hak Teâlâ’nın manevi huzuruna giremez. Nitekim hadîs-i şerîflerde: “Nezâfet imandandır.” “Namazın anahtarı temizliktir.” buyurulmuştur. Vücûdumuza bir pislik bulaşırsa onu yıkamadan namaz sahîh olmaz. İnsanlar kabirlerinde en önce temizlikten sorulurlar. Binâenaleyh küçük veya büyük abdestten […]
Günün Ayeti Kerimesi
“De ki: Ey Rab bim! Şey tan la rın ves ve se le rin den sa na sı ğı nı rım.” (Mü’minûn, 23/97)
Günün Hadisi Şerifi
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: حُبُّ الثَّنَاءِ مِنَ النَّاسِ يُعْمِي وَيُصِمُّ. (فيض Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “İnsanların övmesini beklemek ve övülmekten hoşlanmak, gözleri (hakkı görmekten) kör ve kulakları (hakkı işitmekten) sağır eder.” (Hadîs-i Şerîf, Feyzu’l-Kadîr)
Günün Sözü
Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)
Emir Sultan
Buharalı Seyyid … Seyyid Muhammed Buhara’da doğar. Kendini bildi bileli ilim meclislerine koşar. Okur, okutur, öğrenir, öğretir, hasılı iyi yetişir. Babasının (Seyyid Emir Külâl hazretleri’nin) vefatı üzerine Medine’ye yerleşmeye niyetlenir. Artık Alemlerin Efendisine komşu olmalı ve ömrünün sonuna kadar kalmalıdır orada. Nitekim önce hacceder, sonra Münevver Belde’ye geçer. Ama bakın şu işe ki, o yıl […]
İLMİHÂL: ÎMÂ İLE NAMAZ
Bir hasta, ayakta kılmağa gücü yettiği hâlde rükû ve secdeye yahut yalnız secdeye gücü yetmezse namazını ayakta kılması lâzım gelmez. Tahiyyatta oturduğu gibi yere oturup îmâ ile kılar. Îmâ: Namazda rükû için başı aşağıya doğru eğme, secde de biraz daha fazla eğmektir. Rükû’ ve secde ile namaz kıldığı takdirde yarasından kan akacak kimse, namazını ayakta […]
SELÂM VERMEK SÜNNET, ALMAK FARZDIR
Selâm, Müslümanlar arasındaki ‘her kazâ ve belâdan selâmet (esenlik) üzerinize olsun!’ mânâsında duâ ve temennîden ibârettir. Selâmın en kısa şekli ‘Selâmün aleyküm’ demektir. Verilen bir selâmı işitenlerin alması farzdır. Ancak, bir toplulukta içlerinden bazılarının almaları ile öbürlerinden farz sâkıt olur, yani farz edâ edilmiş olur. Selâm vermek sünnet, almak farz olduğu hâlde bu sünnetin yani […]
KİŞİ BİLMEDİĞİNİN DÜŞMANIDIR
Abbâsî Halîfesi Hârun Reşîd’in meşhûr veziri Yahya bin Hâlid Bermekî’nin oğluna nasîhatı: İşittiklerinizin en güzelini yazınız, Yazdıklarınızın en güzelini ezberleyiniz, Ezberlediklerinizin en güzelini söyleyiniz, Her şeyden biraz öğreniniz. Zîrâ kim bir şeyi bilmezse ona düşman olur. (Dürrü’l-kelâm, Siftî.)
HAZRET-İ ALİ’NİN (R.A.) HESÂBI
İki arkadaş oturmuş yemek yiyordu. Birisinin beş, diğerinin üç ekmeği vardı. Oradan geçen başka birini de yemeğe çağırdılar. Üç kişi sekiz ekmeği berâber yedikten sonra, üçüncü adam, her ikisinin ekmeklerinden yediğinin bedeli olarak sekiz dirhem verdi. İki arkadaş parayı paylaşamadılar. Beş ekmeğin sâhibi: – Benim beş ekmeğim vardı. Beş dirhem benimdir. Senin üç ekmeğin vardı, […]
Sadaka vermenin adabından
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şerişerinde: “(Harcamada) en büyük ecir, âile ve
Münafıkın Gözü olmasaydı
Bir gün öğle nemâzından sonra, Cebrâîl aleyhisselâm yetmişbin melek ile gelerek, En’âm sûresini getirdi. Resûlullah hazretleri o gece bütün Eshâb-ı kirâmı Âişe ‘radıyallahü teâlâ anhâ’ hazretlerinin evinde topladı. Kandil yakıp, Sûre-i En’âmı okudular. Kandil ışıksız oldu. Resûlullah hazretleri Ebû Bekr hazretlerine buyurdular ki, – Yâ Ebâ Bekr, kandili ışıklandır. Bir sâat sonra yine karardı. Hazret-i […]
İPİN HESABI
Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkuyormuş. “Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum” diye vasiyet etmiş. Öldüğünde “Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?” diye araştırmışlar. Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal, -Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum.” diye düşünerek kabul […]
ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA İMAN
Müslüman olan bir kimseye, ilk önce “Lâ ilâhe illâllah, Muhammedün resûlullah” kelimesinin ma’nâsını bilmek ve inanmak farzdır. Manası; Allâh’dan (c.c.) başka ilah yoktur, Muhammed (s.a.v.) onun peygamberidir. Bu kelimeye “Kelime-i tevhîd” denir. Her Müslüman kelime-i tevhidin ma’nâsına hiç şüphe etmeden inanmalıdır. Bunları, delîl ile isbât etmesi ve akla uydurması farz değildir. Kelime-i tevhidin ma’nâsını, Kur’ân-ı […]
Günün Ayeti Kerimesi
“Ba şı nı za her ne mu si bet ge lir – se, ken di yap tık la rı nız yü zünden dir. O, yi ne de ço ğu nu af fe der.” (Şûrâ, 42/30)
Günün Hadisi Şerifi
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ فُتِحَ لَهُ بَابُ خَيْرٍ فَلْيَنْتَهِزْهُ فَإِنَّهُ لَا يَدْرِى مَتَى يُغْلَقُ عَنْهُ. (شهاب Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kendisine bir hayır kapısı açılan kimse bunu fırsat bilsin (bundan istifâde etsin). Zîrâ o, bu kapının ne zaman kapanacağını bilemez.” (Hadîs-i Şerîf, Kuzâî, Müsnedü’ş-Şihâb)
Günün Sözü
İnsan bunalınca O’ndan başkasını çağırmaz. Allah’ım der. Ama dertten kurtulunca yine çer çöpe takılır. (Mevlâna)
Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri
Bağdat’ın genç hatibi Cüneyd 7-8 yaşlarındadır. Bir gün babasını ağlarken görür. -Neler oluyor baba? -Dayına (Sırriyi Sekati Hazretlerine) zekât için bir kaç gümüş yolladım, almadı. Yoksa ben ömrümü Allah adamlarının beğenmediği şeyleri kazanmak için mi geçiriyorum? -Müsaade edersen bir de ben deneyeyim. -Alacağını zannetmem ama sen bilirsin. Nurlu çocuk dayısına gider ve gümüşleri uzatır. Büyük […]
NAMAZLARDA KIYAM: AYAKTA DURMAK
Kıyam, farz ve vâcip namazlarda farz olan bir rükündür, bir esastır. Kıyâma (ayakta durmağa) gücü yeten kimsenin bir farz veya vâcip namazı oturarak kılması câiz olmaz. Bir hasta, bir yere dayanarak ayakta namaz kılabiliyorsa farz namazları oturduğu hâlde kılamaz. Bir müddet ayakta kılmaya gücü yeterse o kadar ayakta durur, sonra oturarak namazını bitirir. Hatta yalnız […]
NAMAZIN EHEMMİYETİ
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Beş vakit namaz büyük günahtan sakındıkça aralarındaki diğer günahlara keffâret olur.” “Kıyâmet gününde kulun ilk bakılacak ameli namazıdır. Eğer o tam bulunursa diğer amelleri de kabûl edilir, eğer noksan bulunursa diğerleri de kabul olunmaz.” “Muhakkak ümmetimden iki adam namaz için dururlar, rükû ve secdeleri de birdir. Lâkin onların namazları arasındaki derece […]
GÜZEL VE FAYDALI İŞLERLE MEŞGUL OLMAK
İnsan dünyâda ve âhirette kendisine faydalı olacak şeyler ile meşgul olmalı, kıymetli vakitlerini faydasız şeylere sarf etmemelidir. Sonra pişmanlık fayda vermez, telâfisi mümkün olmaz. Allâhü Teâlâ (En’âm Sûresi, 151. âyet-i kerîmesinde) (meâlen): “…Kötü şeylerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın…”buyurmaktadır. Kötülüklerin ve diğer günahların âşikâre yapılması da, gizlice yapılması da haramdır. Bunlar insanların gözlerinden gizli kalsa […]
FIRSATI GANÎMET BİLENE MÜJDE
Evliyâdan Hâtem-i Esam hazretleri bir topluluğa uğradı ve: “Şu üç şey sizde varsa müjdeler olsun. Bunlar yoksa cehennemde azab olunursunuz.” dedi. “O üç şey nedir?” dediler. Buyurdu ki: • “Daha fazla ibâdet ve itâatle geçirmediğiniz için geçmiş günlerden dolayı pişmanlık ve üzüntü duymak. • İçinde bulunduğunuz vakitte çokça tevbe ve istiğfarda bulunmak. Bu vakit tevbe […]
SULTAN ABDÜLHAMÎD
HAN’IN EŞİ MÜŞFİKA HANIM ANLATIYOR: “KADINIM, HAKKINI HELAL ET” İstanbul, Beşiktaş’ta Serencebey yokuşunu çıktıktan sonra en sonda sol kolda eski üç katlı, fakat gayet mütevazi bir evde büyük Osmanlı hânedânının son temsilcilerinden olan Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın değerli eşi Müşfika Hanım, kızı Ayşe Sultan ile birlikte oturuyorlardı. Bir hünkârın eşi ve kızı olarak senelerce yaşadıkları […]
ODUNCU İLE ŞEYTAN DÖVÜŞÜ
Odunculukla hayatını kazanan bir zat vardı. Allah’a karşı kulluk” vazifesini yapar, kimsenin ekşisine tatlısına karışmazdı. Bu zahit kişinin bulunduğu köyün yakınında bir köy daha vardı, onlar da dağda kutsal diye kabul ettikleri bir ağaca taparlar, ondan meded beklerlerdi. Oduncu, bir gün: «Şunların Allah diye taptıkları ağacı kesip odun edeyim, pazarda satarak ekmek parası kazanırım; hem […]
PEYGAMBERİMİZ’İN PEHLİVANI YENMESİ
PEYGAMBERİMİZ’İN PEHLİVANI YENMESİ Kureyşlilerin en güçlü ve o güne kadar sırtı yere getirilemeyen pehlivanlarından Rükâne birgün, Mekke vâdîlerinden birisinde, peygamberimize rastlamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) ona “Ey Rükâne! Sen hâlâ Allah’tan korkmamakta ve seni dâvet ettiğim şeyi kabul etmemekte direnip duracak mısın?” diyerek kendisini İslâmiyete dâvet etti. Rükâne “Eğer söylediklerinin hak ve gerçek olduğunu bilsem sana tâbi […]
