“Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Teğâbun, 64/15)
Archive for Mart 5th, 2016
EBÛ SÜFYÂN BİN HARB ( radıyallahü anh )
Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden meşhûr bir sahâbî. İsmi Sahr bin Harb’dir. Ebû Süfyân ve Ebû Hanzala diye iki künyesi vardır. En çok Ebû Süfyân künyesi ile tanınır. Annesi Safiye binti Harb’dir. Hazreti Muâviye ve Resûlullahın ( aleyhisselâm ) zevce-i mutahharası olan Ümm-i Habîbe’nin babalarıdır. Dolayısıyla Resûlullahın kayınpederi olmaktadır, (m. 565) senesinde Mekke’de doğdu. 34 (m. […]
İLİM VE ÂLİME HÜRMET
İlim öğrenen kimse, ilme, âlimlere ve hocasına hürmet etmelidir. Yoksa ilim öğrenemez ve öğrendiği ilimden istifade edemez. Hikmet ehli: “İlimden bir şey elde eden ona ancak hürmetle kavuşmuştur; kaybeden de hürmet ve edebi terk ettiği için kaybetmiştir.” demişlerdir. Hocaya hürmet, ilme hürmet demektir. Hz. Ali (r.a.) “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” buyurmuşlardır. İhtiyaç duyduğun […]
MÜKELLEFLERİN FİİLLERİ
Farz ve vâcib ikisi de Cenâb-ı Hak tarafından işlenmesi emrolunan ameldir. Kat’iyyen, yani şüphe götürmez ve te’vîl kabul etmez şekilde emrolunmuş ise farz denir. Eğer öyle kat’î olmayıp da başka mânâya hamlolunabilecek (gelecek) şekilde emrolunmuş ise vâcib denir. Meselâ beş vakit namaz kılmak farzdır. Kur’ân-ı Kerîm’de beş vakit namazı kılınız diye açıkça emrolunmuştur. Ama Kurban […]
Hızır Olduğunu Söylerim
Ramazan… Cuma günü… Cuma vakti… Cami… Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde… Girenlerin arasında… O… Hızır… Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor… Hızır’ın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta… Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu […]
İSLAMA ISINDIRMAK
İSLAMA ISINDIRMAK Sa’d b. Ebî Vakkâs (r.a.)’dan rivayet olunmuştur: Resûlullâh (s.a.v.), bir kere müellefe-i kulûb (kalpleri İslam’a ısındırılanlar)dan bazı kimselere dünyalık dağıtıyordu. Ben de orada bulunuyordum. Derken Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, içlerinden birisini bıraktı, ona bir şey vermedi. O, çok sevdiğim bir zâttı. Bunun üzerine ben: “Yâ Resûlallah! Falanı bıraktın. Vallâhi onu ben mü’min […]
