Resûlullah (s.a.v.)’in amcasının oğludur. İlk müslümanlardandır. Hz. Ali’nin öz kardeşidir. Resûlullah (s.a.v.) onu “Ebu’l-Mesâkîn” (Miskinlerin babası) diye künyelendirmiştir.
Ca’fer (r.a.) insanlar içinde, yoksullara karşı en iyi davranan kişiydi. Ca’fer-i Tayyar (r.a.), yoksulları sever, onlarla oturur ve onlara hizmet ederdi, onlar da ona hizmet ederlerdi. Resûlullah (s.a.v.) Hz. Ca’fer’e şöyle buyurdu: “Yaradılışın yaradılışıma, ahlakın da ahlâkıma benzemiştir!” Habeşistan’a hicret etti. Necâşî ve bağlıları, onun vesilesiyle müslüman oldular. Hz. Cafer (r.a.), arkadaşlarıyla birlikte Habeşistan’dan geldiğinde, Resûlullah (s.a.v.) onu karşıladı ve alnından öptü. Ca’fer-i Tayyar (r.a.) Mute harbinde şehit olmuştu.
İbn Ömer (r.a.) rivayet etmiştir: “Biz Resûlullah (s.a.v.) ile beraberdik. Aniden başını göğe kaldırıp şöyle dedi: “Ve aleykümüsselâm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.”
Ashâb-ı kirâm: “Neden böyle yaptınız Yâ Resûlallah?” diye sordular. ‘Ca’fer b. Ebû Tâlib, meleklerden bir topluluk içinde yanımdan geçti ve bana selâm verdi.” buyurdu.
Resûlullah (s.a.v.) yakınında Hz. Ca’fer’in hanımı Esmâ olduğu halde otururken şöyle buyurdu: “Ey Esmâ, işte Ca’fer b. Ebû Tâlib, yanında Cebrâil ve Mikâil olduğu halde geçiyor. Haydi, onun selâmını al! Allah, savaşta kaybettiği iki elinin yerine ona iki kanat ihsan etti; onlarla dilediği yere uçuyor.”
Resûlullah (s.a.v.), Ca’fer (r.a.)’ın oğlu Abdullah’a “Esselâmu aleyke ey kanatlının oğlu!” diye selam verirlerdi.