“Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle…” (Furkân, 25/74)
Archive for Ağustos 18th, 2015
Günün Ayeti Kerimesi
Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız olarak verilir. (Zümer Sûresi, âyet 10)
Günün Hadisi Şerifi
(قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: وَمَا تَوَاضَعَ أَحَدٌ لِلهِ إِلَّا رَفَعَهُ اللهُ. (ت “Allah için tevâzu gösteren hiç kimse yoktur ki, Allah onun (dünyâ ve âhirette) derecesini yükseltmesin.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Günün Sözü
İnsanın en büyüğü, en yüksek mevkide iken tevazu gösteren, kudret sahibi iken affeden, kuvvetli olduğu vakit zulmetmeyen ve adaletle hareket edendir. (Abdülmelik b. Mervan)
EMÎR TİMUR’UN TEVÂZUU
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri Mektûbât-ı Şerîfesi’nde şöyle buyurdular: “Emîr Timur aleyhirrahme, bir gün Buhârâ sokaklarının birinden geçmekteydi. Hâce Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’nin dervişleri de medresenin sergilerini silkeliyorlardı. Emir Timur, İslâm’a olan bağlılığından, dervişlerin feyzinin bereketiyle şereflenmek için medresenin bu tozlarını, kendisi için sanki anber ve çok güzel bir koku kabul edip orada durdu. İşte Emîr Timur, bu […]
ABDULLAH BİN ÜMM-İ MEKTÛM ( radıyallahü anh )
Eshâb-ı kiramın ilk îmân edenlerinden. Resûlullah’ın ikinci müezzini ve Medine vâlisidir. İsmi önceden Husayn iken, Peygamber efendimiz “Abdullah” olarak değiştirdi. İsminin Amr olduğu da rivâyet edilir. Lakabı Ümm-i Mektûm’dur. Ümmü’l-Mü’minîn Hadîcet-ül-Kübrâ’nın ( radıyallahü anha ) dayısı Kays’ın oğludur. Annesi Ümm-i Mektûm Âtike binti Abdullah el-Muhzûmiyye’dir. Mekke’de bi’setten önce doğdu. İbni Ümm-i Mektûm, ( radıyallahü anh […]
FÂTIMALAR
Dûme meliki Ükeydir, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’e ipekli bir elbise hediye etmişti. Resûl-i Ekrem onu Hz. Ali’ye vererek: “Bunu Fâtımalar’a başörtüsü olarak taksim et” buyurmuşlardı. Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v.)’in bu hadîsinde geçen Fâtımalar(Fevâtım) şunlardır: 1. Fâtımatu’z-Zehrâ (r. anhâ). 2. Hz. Ali’nin annesi Fâtıma binti Esed. 3. Hz. Hamza’nın kızı Fâtıma binti Hamza. 4. Akîl bin Ebî Talib’in […]
Dağ başına mı, şehir içine mi?..
İki kardeştiler. Biri köyde çobanlık yapmayı tercih ederek diyordu ki: Bu zamanda şehre gitmek, oranın günahlı hayatına karışmak çok kötü. İyisi mi, ben köyün çobanlığını yapayım, günahlardan uzak kalayım. Diğeri ise şehre gitti. Bir mahallede küçük bir tamir kulübesi açıp başladı ayakkabı tamirine. Çoban dağda koyunları, keçileri otlatıyor, hiçbir namazını kaçırmıyor, hiçbir şekilde de nâmahreme […]
