Cenâb-ı Hakk’a şükretmek, üç şekilde olur.
Birincisi, lisânen şükürdür. Bu, Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine karşı, lisân ile şükür ve tazimde bulunmaktır.
İkincisi, beden ile şükürdür. Bu da Hak Teâlâ’nın nimetlerini yâd ederek şükür secdesine kapanmak gibi bir sûrette olur.
Üçüncüsü de kalben şükürdür ki bu da, Allâhü Teâlâ’nın nimetlerini düşünerek kalben tazimkâr hisler içinde olmaktır.
Şükrün zıddı, küfrân-ı nimettir, nankörlüktür.
Nimete şükretmek, nimeti artırır. Nimete karşı nankörlükte bulunup kadrini bilmemek ise nimetin zevâline, elden çıkmasına sebep olur.
Allâhü Teâlâ, kullarına, sayısız nimet ihsan etmiştir. Bütün insanlar bir araya gelip de Allâhü Teâlâ’nın, kendilerine olan nimet ve ihsânını sayacak olsalar, sayamazlar. Allâhü Teâlâ, kullarına; hayat, âfiyet, beden sıhhati ve akl-ı selîm ihsan buyurmuştur. Görmek, işitmek, anlamak, hareket etmek gibi kuvvetler vermiştir. Artık bu nimetlerin kadrini bilmek, şükrünü yerine getirmeye çalışmak, bir kulluk vazifesidir. İnsanlar, her an böyle binlerce nimetine nâil oldukları Allâhü Teâlâ’ya şükür borçludur.
Allâhü Teâlâ’ya şükretmek, zaten kulluğun gereğidir. Bakara Sûresi’nin 172. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin tertemiz olanlarından yiyiniz ve Allâh’a şükrediniz. Eğer siz ancak ona (Allâh’a) ibadette bulunuyorsanız.” buyurulmuştur.
Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine şükrü terk etmek ise kulluğa aykırıdır. Bakara Sûresi’nin 152. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “(Ey kullarım! Nâil olduğunuz nimetlerden dolayı) bana şükredin, nankörlük etmeyin.” buyurularak nankörlükte bulunmaktan sakındırılmıştır. Şükrün faydası, kulun kendinden başkasına değildir. Nankörlüğün zararı da yine kulun kendisinedir.
Şu hâlde şükreden kimse, aslında kendisi için şükretmiştir. Zira bir nimetin kadrini bilip şükretmek, o nimetin artmasına sebep olur. O nimetin kadrini bilmeyip nankörce hareket edenler de bilâhare o nimetten mahrum kalırlar. Nitekim İbrâhîm Sûresi’nin 7. âyet-i kerîmesi, bunu ifade eder: -meâlen-: “Ve düşünün ki Rabb’iniz şöyle ilan buyurdu: Celâlim hakkı için şükrederseniz elbette size artırırım ve eğer nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki, azâbım çok şiddetlidir.”
Allâhü Teâlâ’ya şükredebilmek de ayrıca bir nimettir. Nâil oldukları nimetlerden dolayı, gerektiği gibi kalben ve lisânen şükreden kimseler az bulunmaktadır. Nitekim Sebe’ Sûresi’nin 13. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “Kullarım içinde şekûr olan azdır.” buyurulmuştur. Şekûr, çok şükreden, bütün gücünü şükre sarf eden; kalbi, dili ve sâir âzâsı hem çalışmakla hem de devamlı şükür ile meşgul olandır.
İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri, “Vücudumdaki her kılın bittiği yerde, devamlı şükreden bir lisan olsa bile, hakkıyla şükretmiş olamazdım.” buyurmuşlardır.
Ebu’l-Fâruk Süleyman Hilmi TUNAHAN (K.S.) (SİLİSTREVÎ) Hazretleri de Cenâb-ı Hakk’a, “Zâtının, sıfâtının, esmâsının, ef’âlinin hudutsuzluğunca şükürler olsun.” diyerek şükrederlerdi.
İyiliğini gördüğümüz zâtlara karşı da teşekkür borçluyuz. Bir hadîs-i şerîfte, “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allâhü Teâlâ’ya da şükretmez.” buyurulmuştur.
💎 Kıssadan Hisseler ve Manevi İbretler
Cenâb-ı Hakk'a şükretmek üç suretle olur. Lisanen şükür dil ile tazimde bulunmaktır. Beden ile şükür secdelere kapanmaktır. Kalben şükür ise nimetleri düşünüp tazimkâr hisler taşımaktır.
Allâhü Teâlâ kullarına sayısız nimet ihsan etmiştir. Hayat, âfiyet, beden sıhhati ve akıl selîm vermiştir. Görmek, işitmek ve anlamak gibi kuvvetler karşısında şükretmek kulluk vazifesidir.
Bakara Sûresi'nde buyurulduğu üzere, nimetlerden dolayı nankörlükten sakınmak gerekir. Zira şükrün faydası kula, nankörlüğün zararı yine kulun kendisinedir; şükreden nimetini artırır.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, vücudundaki her kılın bittiği yerde devamlı şükreden bir lisan olsa bile yine de hakkıyla şükretmiş olamayacağını ifade ederek şükrün hudutsuzluğunu bildirmişlerdir.
📺 Bu İçeriğin Videosunu İzleyin
Görsel anlatım ve sesli tilâvet ile YouTube kanalımızda yayında: