📜 ABDULLAH BİN ZÜBEYR (R.A.)
Ashâb-ı Kirâm’dan olan Abdullah bin Zübeyr’in annesi, Hz. Ebûbekir’in (r.a.) kızı Hz. Esmâ’dır (r. anhâ), Hz. Âişe Vâlidemiz de teyzesidir. Babası ise Aşere-i Mübeşşere’den ve Peygamber Efendimize yardım husûsunda önde gelen zâtlardan Zübeyr bin Avvâm’dır (r.a.). Hz. Hadîce Vâlidemiz, babası Zübeyr’in (r.a.) halasıdır. Nenesi Safiyye (r. anhâ) da Resûlullah Efendimizin halasıdır.
Abdullah bin Zübeyr (r.a.), Medîne-i Münevvere’ye hicretten sonra, Muhâcirlerden dünyaya gelen ilk çocuktur. Müslümanlar, onun dünyaya gelmesine çok sevindiler. Zira Yahûdîler, Müslümanlara, ‘Bundan sonra çocuğunuzun olmaması için, size sihir (büyü) yaptık.’ demişlerdi. Böylece Allâhü Teâlâ, onları yalancı çıkardı. Resûlullah (s.a.v.) hurma getirtip, mübârek ağızları ile çiğneyip, suyundan ağzına verdiler. Adını Abdullah, künyesini de Ebûbekir koydular.
Abdullah bin Zübeyr (r.a.), gündüzleri oruçla, geceleri namaz ve ibadetle geçirir, namazda kıraatini uzun yapardı. Akrabalarını gözetirdi ve son derece şecâatli idi.
Ashâb-ı Kirâm arasında, Abâdile (hadîs ve fıkıh ilmine vâkıf, Abdullahlar) diye meşhur olan dört zâttan biridir.
Tâbiîn’den Vehb bin Keysân (rah.), Abdullah bin Zübeyr’in (r.a.), kendisine gönderdiği bir mektupta şöyle nasihatte bulunduğunu nakletti, “Muhakkak takvâ sahibi kimsenin bazı alâmetleri vardır. Onlarla bilinirler: Doğru sözlü olmak, emânete riâyet etmek, öfkesine hâkim olmak, belâ ve musibetlere karşı sabretmek, takdîr-i İlâhî’ye râzı olmak, nâil olduğu nimetlere karşı şükretmek, Kur’ân-ı Kerîm’in hükmüne boyun eğmek…”
Tâbiînden Ömer bin Kays (rah.) şöyle anlatıyor: İbn-i Zübeyr’in yüz kölesi vardı ve hepsinin lisanları farklı farklıydı. İbn-i Zübeyr, onların her birisiyle kendi dilleriyle konuşurdu. Ben, onu, dünya işleriyle uğraşırken gördüğümde şöyle derdim: “Bu kişi herhâlde, sadece dünyası için çalışıyor.” Âhirete dair bir amel işlerken gördüğümde de derdim ki: “O, bir an bile olsun, dünyayı düşünmüyor (bütün gayreti ve düşüncesi âhireti içindir).”
Abdullah bin Zübeyr (r.a.), Medîne-i Münevvere’ye hicretten sonra, Muhâcirlerden dünyaya gelen ilk çocuktur. Müslümanlar, onun dünyaya gelmesine çok sevindiler. Zira Yahûdîler, Müslümanlara, ‘Bundan sonra çocuğunuzun olmaması için, size sihir (büyü) yaptık.’ demişlerdi. Böylece Allâhü Teâlâ, onları yalancı çıkardı. Resûlullah (s.a.v.) hurma getirtip, mübârek ağızları ile çiğneyip, suyundan ağzına verdiler. Adını Abdullah, künyesini de Ebûbekir koydular.
Abdullah bin Zübeyr (r.a.), gündüzleri oruçla, geceleri namaz ve ibadetle geçirir, namazda kıraatini uzun yapardı. Akrabalarını gözetirdi ve son derece şecâatli idi.
Ashâb-ı Kirâm arasında, Abâdile (hadîs ve fıkıh ilmine vâkıf, Abdullahlar) diye meşhur olan dört zâttan biridir.
Tâbiîn’den Vehb bin Keysân (rah.), Abdullah bin Zübeyr’in (r.a.), kendisine gönderdiği bir mektupta şöyle nasihatte bulunduğunu nakletti, “Muhakkak takvâ sahibi kimsenin bazı alâmetleri vardır. Onlarla bilinirler: Doğru sözlü olmak, emânete riâyet etmek, öfkesine hâkim olmak, belâ ve musibetlere karşı sabretmek, takdîr-i İlâhî’ye râzı olmak, nâil olduğu nimetlere karşı şükretmek, Kur’ân-ı Kerîm’in hükmüne boyun eğmek…”
Tâbiînden Ömer bin Kays (rah.) şöyle anlatıyor: İbn-i Zübeyr’in yüz kölesi vardı ve hepsinin lisanları farklı farklıydı. İbn-i Zübeyr, onların her birisiyle kendi dilleriyle konuşurdu. Ben, onu, dünya işleriyle uğraşırken gördüğümde şöyle derdim: “Bu kişi herhâlde, sadece dünyası için çalışıyor.” Âhirete dair bir amel işlerken gördüğümde de derdim ki: “O, bir an bile olsun, dünyayı düşünmüyor (bütün gayreti ve düşüncesi âhireti içindir).”
📺 Bu İçeriğin Videosunu İzleyin
Görsel anlatım ve sesli tilâvet ile YouTube kanalımızda yayında:
