📜 SIR SAKLAMANIN LÜZÛMU
Sırrını saklayarak muhafaza eden, işlerinde alacağı tedbirden tam fayda görür, istediğine nâil olur. Umduğu şeye nâil olamasa da zarardan ve ayıplanmaktan selâmet bulur. Nitekim Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki:
“Sırlarınızı gizleyerek, mühim işlerinizin halline yardımcı olunuz. Zira her nimete, bir haset eden çıkar.”
Hadîs âlimlerinden Ali el-Medâinî (rah.) demiştir ki: “İnsanların en sabırlısı, sırrını dostundan bile gizlemeye muvaffak olabilendir. Zira dostuyla arası bozulur da o sırrı ifşa edebilir.” Nitekim hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Sevdiğini ölçülü sev, günün birinde düşmanın olabilir. Sevmediğine de ölçülü buğzet, günün birinde dostun olabilir.”
Eğer bir kimseye bir sırrı açmak icap ederse, sırrı, ancak akıllı ve hayrını dileyen, güvenilir kimseye açmalıdır. Zira sır, bir emanettir, onu ifşâ etmek ise hıyanettir. Kalpler, sırların kabıdır, onun için sırrı içinde tutabilecek yahut tutamayacak kalp sahibini iyi tanıyıp seçebilmek mühimdir.
Akıllı, düşmanından sakladığı sırrını, dostundan da saklayandır. Her sırrı söylemek, âcizliktir. Kişinin kendi kalbi, sırlarını saklamakta başkalarından geniş olmalıdır.
Gerek kendi sırrını, gerek kendisine emanet edilen başkalarının sırlarını saklamalıdır. İşlerde muvaffakiyet, akıllı ve dirâyetli hareket etmeye bağlıdır. Akıllılık ise doğru görüş sahibi olmakla mümkündür. Görüşünün isabetli olması da sırlarını iyi saklamakladır. Sırrını saklayanın irâde ve tercih hakkı, elinde olur. Sırrını açtığında, açtığı kimseye bağlı kalır. Sırrını açan, pişmanlığa kapı açmış olur. Pişmanlıklar içinde kıvranan kimsenin ise görüşü sağlam ve aklı kâmil olmaz. Bu hâl kendisinde âdet olan kimse ise, câhiller arasına katılır.
Sırrını saklamak, onu ifşa edip de sonra pişman olmaktan elbette evlâdır.
“Sırlarınızı gizleyerek, mühim işlerinizin halline yardımcı olunuz. Zira her nimete, bir haset eden çıkar.”
Hadîs âlimlerinden Ali el-Medâinî (rah.) demiştir ki: “İnsanların en sabırlısı, sırrını dostundan bile gizlemeye muvaffak olabilendir. Zira dostuyla arası bozulur da o sırrı ifşa edebilir.” Nitekim hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Sevdiğini ölçülü sev, günün birinde düşmanın olabilir. Sevmediğine de ölçülü buğzet, günün birinde dostun olabilir.”
Eğer bir kimseye bir sırrı açmak icap ederse, sırrı, ancak akıllı ve hayrını dileyen, güvenilir kimseye açmalıdır. Zira sır, bir emanettir, onu ifşâ etmek ise hıyanettir. Kalpler, sırların kabıdır, onun için sırrı içinde tutabilecek yahut tutamayacak kalp sahibini iyi tanıyıp seçebilmek mühimdir.
Akıllı, düşmanından sakladığı sırrını, dostundan da saklayandır. Her sırrı söylemek, âcizliktir. Kişinin kendi kalbi, sırlarını saklamakta başkalarından geniş olmalıdır.
Gerek kendi sırrını, gerek kendisine emanet edilen başkalarının sırlarını saklamalıdır. İşlerde muvaffakiyet, akıllı ve dirâyetli hareket etmeye bağlıdır. Akıllılık ise doğru görüş sahibi olmakla mümkündür. Görüşünün isabetli olması da sırlarını iyi saklamakladır. Sırrını saklayanın irâde ve tercih hakkı, elinde olur. Sırrını açtığında, açtığı kimseye bağlı kalır. Sırrını açan, pişmanlığa kapı açmış olur. Pişmanlıklar içinde kıvranan kimsenin ise görüşü sağlam ve aklı kâmil olmaz. Bu hâl kendisinde âdet olan kimse ise, câhiller arasına katılır.
Sırrını saklamak, onu ifşa edip de sonra pişman olmaktan elbette evlâdır.
📺 Bu İçeriğin Videosunu İzleyin
Görsel anlatım ve sesli tilâvet ile YouTube kanalımızda yayında:
