قَالَ اللهُ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا وَدَاعِيًا إِلَى اللهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُمْ مِنَ اللهِ فَضْلًا كَبِيرًا . (سورة الاحزاب، 45-47
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu (meâlen): “Ey Peygamber, şüphe yok ki biz seni bir şâhit ve bir müjdeci ve bir korkutucu olarak gönderdik. Ve hem Allâh’a (ona itâate ve birliğine îmâna), onun izniyle bir davetçi, nurlar saçan bir kandil (olarak gönderdik). Ve mü’minleri müjdele, muhakkak ki onlar için Allâhü Teâlâ tarafından pek büyük bir ihsan vardır.” (Ahzâb Sûresi, âyet 45-47)