ALLÂH’IM, BENİ REFÎK-İ A’LÂYA KAVUŞTUR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hasta olmakla beraber her ezan okundukça Mescid-i Şerîf’e çıkıyor, ashâb-ı kirâmına imam olup namaz kıldırıyordu. Fakat irtihâllerine üç gün kala hastalığı arttı, artık mescide çıkamaz oldu. “Ebû Bekir’e söyleyiniz, imamet etsin!” diye buyurdu.

Rebîü’l-Evvel’in on ikinci Pazartesi günü idi. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk ashâb-ı kirama sabah namazını kıldırıyordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.)  kendisinde bir kuvvet gördü. Mescid-i Saâdet’e çıktı, ashabının saf saf olup ibâdet ettiklerini görünce pek sevindi ve Hz. Sıddîk’a uyup namaz kıldı.

Ashâb-ı kiram Peygamber Efendimiz’in iyileşmiş olduğunu sanarak pek sevinmişlerdi. Halbuki, Fahr-i Âlem (s.a.v.) namazdan sonra hücre-i saadetine döndü. Artık Rabb’inin manevî huzuruna kavuşacağı zaman geldi. O güllerden latif olan mübarek sîmâsı bazan kızarıyor, bazan sararıyordu. Alnından jaleler gibi ter katreleri serpiliyordu. Nihayet zeval vakti idi ki, birer hidâyet yıldızı gibi parlayan o güzel gözlerini semâya dikti: (Dünyadaki son kelimesi) Allâhümme’r-refîka’l-a’lâ “Allâh’ım! Beni refîk-i a’lâya kavuştur!” diye duâ etti, artık mukaddes ruhu a’lâ-yı ılliyyîne gitmişti. -Sallallâhü Teâlâ aleyhi vesellem-

Scroll to Top