Bir şeyin lüzûmuna ve vukûuna mukâbil tedârikli bulunmak demektir. Hikmet sahipleri ihtiyatı; sevgide ve nefrette iktisat (ölçülü olmak)tır, diye tarîf eder.
İhtiyatın lüzumu a’mâlardan da öğrenilebilir. Çünkü onlar yollarını değnekleriyle yoklaya yoklaya giderler. A’mâların ihtiyatsızlığı, nihayet kendilerini çamura dü-şürebilir. Ancak temizlenmesi kolay olur.
Din ve dünya işlerinde ihtiyatsızlık edenler güç temizlenirler. Bu sebeple her şeyde ihtiyatı elden bırakmamalıdır.
İhtiyat üzere gidenler her ne kadar yavaş hareket ediyor gibi görünürlerse de varılacak yere ihtiyatsızlardan evvel varırlar. İhtiyatsızların şeytanı kendi aceleleridir. Herkese güvenmekle mükellef değiliz. Kendisine mühim bir iş, vazife verilecek bir kimsenin -velev ki hüsn ü hâl sahibi ve emniyetli biri olduğu duyulmuş olsa bile- hakkında “Belki dedikleri gibi değildir, güzelce inceleyelim” demek her ne kadar sû-i zan gibi görülse de günah sayılmaz.
“Peşin karar, sû-i zandır” sözü de bu ifâdeyi teyîd eder.