Bayram bir sevinç ve ferah günü demektir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v) Medîne-i Münevvere’yi teşrîf edince ahalisinin senede iki bayram günleri olduğunu görüp “Allâhü Teâlâ size o iki bayram gününe bedel onlardan daha hayırlı iki bayram günü ihsân buyurmuştur.” diye müjdelemiş ve o günlerin Ramazan ve Kurban bayramı günleri olduğunu bildirmiştir.
Bayram günleri erken kalkmak, gusül abdesti almak, misvaklanmak, güzel kokular sürünmek, giyilmesi mübah elbiselerin -herkes hâlinceen güzelini giymek, Allâh’ın nimetlerine şükür için ferah ve sürûr göstermek, karşılaştığı din kardeşlerine güleryüzlü bulunmak, mümkün olduğunca fazla sadaka vermek ve bayram gecelerini ibâdetle, zikirle ihyâ etmek müstehabdır.
Namaza vakarlı bir şekilde gider. ‘Allâhü ekber Allâhü ekber Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber velillâhi’l-hamd’ diyerek tekbir okur. Bayram namazına kadar tekbir, salât ve selâm ile meşgûl olunur.
Ramazan Bayramında namaza çıkmadan evvel tatlı bir şey yemek sünnettir. Nitekim Peygamberimiz Aleyhisselâmın birkaç hurma yemek âdetleri idi ve adedini tek yani üç, beş, yedi veya dokuz yaparlardı.
Kurban Bayramında namazdan evvel bir şey yemeyip namazdan sonra kurban etinden yemek müstehabdır. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kurban Bayramı namazdan dönene değin bir şey yemeyip döndükten sonra kurbanın etinden yemişlerdir. Namaza yürüyerek gitmek ve başka yoldan dönmek müstehabdır.
Bayram günlerinde Müslümanların birbirini tebrîk etmesi, musâfaha yapmaları ve birbirlerine “Gaferallâhü lenâ ve leküm” (Allâh bizi de sizi de mağfiretine nail buyursun) veya “Tekabbelallâhü annâ ve anküm” (Allâh bizden ve sizden kabûl buyursun) gibi dua etmeleri mendûbdur.