EYYÛB ALEYHİSSELÂM VE HİKMETLİ GENÇ
Eyyûb aleyhisselâm’ın hastalığının uzaması üzerine kavminden üç kişi, onu ayıpladılar. Bu sırada yanlarına, Eyyûb aleyhisselâm’a iman ve onu tasdik eden bir genç geldi. Onlara dedi ki:
“Siz, ayıpladığınız ve zulmettiğiniz kişinin ne kadar hürmete lâyık birisi olduğunu bilmiyor musunuz? Eyyûb aleyhisselâm, Allâhü Teâlâ’nın nebîsidir… Allâhü Teâlâ, müminleri, sıddîkları… bazen belâ ve musîbetlerle imtihan eder. Bu imtihanlar, Allâhü Teâlâ’nın, onlara gazap ettiğine delil olamaz. Bu, onlar için ancak hayır ve kerâmettir.
Halîm bir kimsenin, sıkıntı anında bir kardeşini terk etmesi, bilmediği bir şey sebebiyle onunla alay etmesi hiç hoş değildir. Halîm kimseye yakışan, din kardeşine merhametli olmak, onunla beraber ağlamak, onun için istiğfar etmek, onun kederi ile kederlenmek ve onu, hâlini düzeltecek şeye yönlendirmektir.
Allah’tan korkun! …Bilmez misiniz, Allâh’ın öyle kulları vardır ki onları dilsizlik değil, Allah’tan korkuları susturmuştur…”
Bu sözlerden sonra Eyyûb aleyhisselâm buyurdu ki: “Muhakkak Allah Azze ve Celle, hikmeti, rahmetiyle, küçük-büyük herkesin kalbine eker. Ne zaman kalpte o hikmet filizlenirse Allâhü Teâlâ, onu, o kimsenin lisanına (diline) çıkarır…”
Bugünkü Ayet (Tevbe 71) ve Hadis (Feyzu’l-Kadîr), müminlerin birbirine dost ve faydalı olması gerektiğini bildirmişti. Bu kıssa, özellikle “sıkıntı anında” bu dostluğun nasıl olması gerektiğini (ayıplamak değil, merhamet etmek, dertlenmek) muazzam bir şekilde göstermektedir. Hikmet yaşta değil, kalptedir.
