Ensâr’dan ve Hazrec kabilesinin Benî Gunm kolundandır. Künyesi, Ebu’l-Velîd’dir. Bedir başta olmak üzere, gazâların tamamında ve Rıdvân Bey‘ati’nde Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanında hazır bulunmuştur.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Akabe denilen yerde kendisine bîat eden Ensâr topluluğunun her ferdini, kendi kavim ve kabilesine nakîb ve temsilci tayin etmişti. Bunlar, on iki kişi olup hepsi Ensârdandılar. Hazret-i Ubâde de onlardan biri idi. Vazifeleri, kavimlerini İslâm’a davet etmek ve İslâm’ın şartlarını onlara öğretmekti.
Ubâde bin Sâmit (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Ben, Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem’e bîat eden nakîblerdenim. Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmayacağımıza, zina etmeyeceğimize, hırsızlık yapmayacağımıza, Allâh’ın haram kıldığı hiçbir nefsi, haksız yere öldürmeyeceğimize, yağmacılık yapmayacağımıza ve emirlerine isyan etmeyeceğimize dair ona, bîat ettik. Buna riâyet edersek bize Cennet vardır!.. Bunlardan birinde muhâlefet edersek onun hükmü Allâh’a kalmıştır.”
Münâfık Abdullah bin Übeyy’in kışkırtması yüzünden Benî Kaynukâ Yahûdîleri ile harp edildiğinde, Ubâde bin Sâmit Hazretleri, onların yurduna gitti. Abdullah bin Übey gibi onun da Kaynukâ Yahûdîlerinden halîf (antlaşmalı) tanıdıkları vardı. Ubâde Hazretleri, onlara varıp antlaşmayı bozduğunu, öyle din düşmanları ile antlaşmalı olmaktan Allâh’a ve Resûlüne sığındığını ifade etti. Bunun üzerine, “Ey iman edenler, Yahûdî ve Hristiyanları dost edinmeyin…” meâlindeki, Mâide Sûresi’nin 51. âyet-i celîlesi nâzil oldu.
Ubâde bin Sâmit (r.a.), Asr-ı Saâdet’te Kur’ân-ı Kerîm’in tamâmını ezberleyenlerdendir. Ashâb-ı Suffe’ye Kur’ân-ı Kerîm talim ederdi. Ashâb-ı Kirâm’ın ve Tâbiîn’in büyüklerinden birçok zât, kendisinden hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir. Ashâb-ı Kirâm’dan Cünâde (r.a.) diyor ki: Ubâde bin Sâmit’i ziyaret ettim, onun, dinde pek derin anlayış sahibi olduğunu gördüm.”
Hicrî 34 senesinde Remle’de yahut Beytü’l-Makdis’te, 72 yaşında olduğu hâlde vefat etmiştir.
Hazret-i Ömer zamanında Şam valisi tarafından, “Şam ahalisi, Kur’ân öğretecek ve dinlerini belletecek kimselere muhtaçtır.” diye yazınca, Halife Hazret-i Ömer (r.a.), Muâz bin Cebel’i, Filistin’e; Ebu’d-Derdâ’yı, Şam’a ve Ubâde bin Sâmit’i de Humus’a göndermiştir (radıyallâhü anhüm ecmaîn). Daha sonra Ubâde Hazretleri, Filistin’e geçti. Kendisi, Filistin’in ilk kâdısıdır. Hicret’in 28. senesinde Muâviye bin Ebû Süfyân’ın (r.a.) halifeliği zamanında yapılan Kıbrıs gazâsına, Hanımı Ümmü Harâm (r. anhâ) ile beraber iştirâk etmiş, hanımı orada şehîde olmuştur.
Tâbiîn’den Ebu’l-Eş‘as (rah.) anlattı: Dımaşk mescidinde Şeddâd bin Evs ve Sunâbihî (r. anhümâ) ile karşılaştım, “Haydi, hasta olan bir kardeşimiz var, onu ziyarete gidelim.” dediler. Birlikte Ubâde bin Sâmit Hazretlerinin yanına gittik. “Hâliniz iyi midir? Nasıl oldunuz?” diye sordular, “Allâh’ın nimeti ve fazlı üzere sabahladım.” cevabını verdi.
Tâbiîn’den Sunâbihî (rah.) bu ziyaretini şöyle anlattı:
Ubâde bin Sâmit Hazretlerini ziyaret ettim, kendisi, ölüm hâlinde idi. (Bunu görünce) ağladım.
“Dur bakalım, niçin ağlıyorsun? Vallâhi benden şâhitlik istense, senin için mutlaka şâhitlik ederim. Bana şefaat hakkı verilse, senin için mutlaka şefaatte bulunurum. Gücüm yetse sana mutlaka faydalı olurum.” dedi. Sonra şunları söyledi: “Vallâhi Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem’den, sizin için faydalı olacak her ne işittim ise o hadîs-i şerîfi sizlere rivâyet ettim. Yalnız bir tek hadîs-i şerîf var ki onu sizlere bugün, son anlarımı yaşarken rivâyet edeceğim. Ben, Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduklarını işittim:
“Her kim, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in, Allâh’ın kulu ve resûlü olduğuna şehâdet getirirse Allah, o kimseye Cehennem’i haram kılar.”
Ubâde bin Sâmit (r.a.)’ın hayatı, Allah’a ve Resûlüne sadakatin, ilim öğrenme ve öğretme gayretinin, cihad ruhunun ve tevhid inancına sarsılmaz bağlılığın en güzel örneklerindendir. Onun mücadelesi ve hizmetleri, bizlere gerçek bir müminin nasıl yaşaması gerektiğine dair ilham vermektedir. Rabbimiz şefaatlerine nail eylesin.
