Kainatın sahibi olan Yüce Allah (c.c.), yarattığı her varlık ve meydana gelen her hadise ile bizlere sonsuz kudretini ve hikmetini göstermektedir. Dağların heybetinden denizlerin enginliğine, gecenin sükunetinden gündüzün aydınlığına kadar her şey O’nun varlığının ve birliğinin delilidir. Zaman zaman şahit olduğumuz ve bizleri derinden sarsan depremler de bu ilahi ayetlerden biridir. Bu hadiseler, müminler için birer imtihan, gaflette olanlar için bir uyarı ve tefekkür edenler için ise sayısız ibretler barındırır.
Kur’an-ı Kerim, yeryüzünün sarsıntısından çeşitli vesilelerle bahseder. Bu sarsıntıların en büyüğü, şüphesiz kıyamet gününde gerçekleşecek olandır. Zilzâl Suresi’nde bu dehşetli an şöyle tasvir edilir:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَاۙ﴿١﴾ وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَاۙ﴿٢﴾ وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَاۚ﴿٣﴾ يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَारَهَاۙ﴿٤﴾ بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَاؕ﴿٥﴾
“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Yeryüzü o kendine has sarsıntısıyla sarsıldığı, ağırlıklarını dışarı çıkardığı ve insan ‘Ne oluyor buna?’ dediği zaman; İşte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır.” (Zilzâl, 99/1-5)
Bu ayetler, dünyanın geçiciliğini ve her şeyin eninde sonunda Allah’a döneceğini hatırlatır. Dünyada yaşadığımız depremler ise o büyük sarsıntının küçük birer habercisi gibidir. Bizlere acizliğimizi, fani olduğumuzu ve sığınacak tek gücün Yüce Allah olduğunu bir kez daha idrak ettirir.
Tarih boyunca bazı kavimler, peygamberlerini yalanlamaları ve zulümde aşırı gitmeleri sebebiyle çeşitli felaketlerle helak edilmiştir. Deprem de bu ilahi cezalardan biri olarak Kur’an’da zikredilir. Hz. Şuayb’ın kavminin başına gelenler A’râf Suresi’nde şöyle anlatılır:
فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۚ
“Bunun üzerine onları o dehşetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar.” (A’râf, 7/91)
Bu kıssalar, günümüz insanına da birer uyarıdır. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, adaletten sapmak ve ilahi sınırlara riayet etmemek, toplumların huzurunu ve güvenliğini tehlikeye atar. Depremler ve diğer doğal afetler, bizleri bu tür davranışlardan sakınmaya ve Allah’ın emirlerine uymaya davet eden birer ikazdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de hadis-i şeriflerinde depremlerin, kıyamet alametlerinden biri olduğuna dikkat çekmiştir. Ebû Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İlim kaldırılmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman kısalmadıkça, fitneler ortaya çıkmadıkça… kıyamet kopmaz.” (Buhârî, İstiskâ, 27)
Bu hadis-i şerif, ahir zamanda yaşanacak olaylara işaret ederken, depremlerin artışını da bu dönemin bir özelliği olarak belirtmektedir.
Bununla birlikte, depremde vefat eden müminlerin manevi derecelerinin yüksek olacağına dair müjdeler de vardır. Peygamberimiz (s.a.v.), şehitliğin sadece savaş meydanında ölmekten ibaret olmadığını belirterek şöyle buyurmuştur:
“Şehitler beştir: Bulaşıcı hastalıktan ölen, karın ağrısından ölen, suda boğulan, yıkık altında kalarak ölen ve Allah yolunda savaşırken ölen.” (Buhârî, Cihâd, 30; Müslim, İmâre, 164)
Bu hadis-i şerif, deprem gibi bir felakette sabrederek ve imanla can veren müminlerin şehitlik mertebesine ulaşacağını müjdelemektedir. Bu, musibetin büyüklüğü karşısında müminler için bir teselli ve sabır kaynağıdır.
Sonuç olarak, deprem hadisesi çok yönlü bir tefekkür vesilesidir. Bir yandan Allah’ın kudretini ve kainattaki mutlak hakimiyetini gösteren bir ayet, diğer yandan günah ve isyanlara karşı bir ikaz, aynı zamanda müminler için bir imtihan ve sabredenler için manevi bir kazanç kapısıdır. Bu tür olaylar karşısında bizlere düşen, paniğe kapılmak yerine tedbir almak, acizliğimizi itiraf edip Rabbimize yönelmek, tövbe ve istiğfarı artırmak ve bu imtihanı sabırla karşılamaktır. Unutmamalıyız ki, yerin ve göklerin sahibi Allah’tır ve O’nun izni olmadan bir yaprak dahi kımıldamaz. O’ndan geldik ve yine O’na döneceğiz.
