KUR’ÂN-I KERÎM’DE TÂLÛT VE CÂLÛT’UN KISSASI

Ekim 1, 2025

Bakara Sûresi’nin 251. âyet-i celîlesinde buyurulmuştur ki -meâlen-: “Eğer Allâh’ın, insanların bazısını bazısı ile defetmesi olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesâda uğrardı. Lâkin Allah, bu âlemler üzerine ihsân sahibidir.”

Allâhü Teâlâ, insanların bazısının şerrini ve zulmünü, diğer bazısının hayrı ve adâleti ile, kötü kimselerin fesâdını da diğer sâlih zâtlar ile defeder. Nitekim bu âyet-i celîlenin öncesinde bildirildiği üzere Câlût’un fesâdını, Tâlût ve Dâvûd aleyhisselâm ile defetmiştir. Tâlût’un emri altında cihâd sâhalarına atılan mücâhidler ile İsrâîloğullarından fesâdı giderip onları tekrar yurtlarına nâil kılmıştır.

Şöyle ki: Câlût, Amâlika kavminden müşriklerin hükümdarı olup onlar Şam sahili civârında meskûn idiler. İsrâîloğullarına hücum edip onlara galip geldiler, memleketlerini aldılar, birçoklarını esir ettiler, onları yurtlarından sürdüler.

İsrâîloğulları, İşmûîl aleyhisselâm’ın peygamberliği zamanında ona gelerek, “Bize bir hükümdar gönder (tayin et) de onun emri altında Allah yolunda cihâd edelim.” dediler. Peygamberleri onlara, “Ya üzerinize harp etmek farz kılınır da muhârebe etmezseniz? Bunun vebâlini düşündünüz mü?” diye sorunca “Biz niye muhârebe etmeyelim ki; yurtlarımızdan çıkarıldık, evlatlarımızdan olduk.” dediler.

Peygamberleri, Allâhü Teâlâ’ya dua etti. Allâhü Teâlâ da onlara melik olarak Tâlût’u gönderdi. Tâlût, Yûsuf aleyhisselâm’ın kardeşi Bünyamin’in neslinden olup çobanlık ve dericilik işi yapan fakir bir kimse idi. Bundan dolayı İsrâîloğulları, onun hükümdar olmasına razı olmadılar. “O, bize nasıl sultan olabilir, hâlbuki biz, sultan olmaya ondan daha lâyıkız. Hem ona malca bir genişlik verilmiş de değildir.” dediler. Peygamberleri onlara, “Şüphesiz ki Allah, onu, sizin üzerinize melik olarak seçti ve ona ilim ve vücut itibarıyla da kuvvet üstünlüğü verdi. Onun hükümdar olacağının alâmeti, size Tâbût’un (ellerinden alınmış olan Tevrat sandığının geri) gelmesidir.” cevabını verdi. Daha sonra Tâbût kendilerine iade edilince onun hükümdarlığını kabul ettiler.

İsrâîloğulları, Tâlût’un emri altında cihada çıkmak için hazırlandılar. Kalabalık bir ordu hâlinde pek sıcak bir mevsimde yola çıktılar. Yolda susuzluk bastırınca, Tâlût’tan su istediler. O da dedi ki: “İtâatkâr olanlarınızı, isyankâr olanlarınızdan ayırmak için, Allah, sizi bir nehirle imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir, kim de ondan tatmazsa işte o, bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan müstesnâ!”

O nehre vardıklarında, ordunun pek azı (üçyüz on üç zât) hâriç tamamı o sudan emredilenden fazla içtiler. Nehri geçtiklerinde o sudan içenler “Bugün bizim Câlût ve ordusuna karşı tâkatimiz yoktur.” dediler. Ancak Allâh’ın yardımına güvenen hakiki iman sahipleri ise “Nice az topluluklar vardır ki Allâh’ın izni ile sayıca çok topluluğa galebe çalmışlardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” dediler.

Tâlût, bu kişilerle Câlût ordusuna karşı çıktı ve, “Ey Rabb’imiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımıza sebat ver. Bizi, bu kâfir kavme karşı muzaffer eyle!” diye dua ettiler.

Nihâyet Allâh’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Bu ordu içinde bulunan Dâvûd aleyhisselâm, (müşriklerin hükümdarı olan) Câlût’u öldürdü. Hz. Allâh, ona hem mülk hem de peygamberlik verdi. İsrâîloğulları, onun idâresi altında bir araya gelip kuvvetlendiler. Bu kıssada birçok ibret vardır:

Hz. Allâh’ın, Tâlût’un ordusunu imtihan ettiği nehirden, izin verilen bir avuçtan fazlasını içmeyenlere, bu bir avuç su kâfi gelmişti. Ona kanaat etmeyenlerin ise içtikleri ancak susuzluklarını artırdı, içtikçe içtiler öyle ki artık ilerlemeye güç yetiremediler. Dünyanın hâli de bu nehir gibidir. Âhiret yolculuğundaki kimse, bu dünyadan kendisine helâl kılınana kanaat eder, az ile yetinirse bu, ona yeter. Kim de açgözlü davranır, dünyaya dalarsa bu, onun ancak açgözlülüğünü artırır; gözü hiç doymaz. Akıllı kimse, nefsini, sırf dünyalık peşinde tüketmez. Zira rızık, herkes için ezelde takdir olunmuştur. Nitekim Allâhü Teâlâ, Dâvûd (a.s.)’a buyurmuştur ki: “Ey Dâvûd, sen bir şeyler arzu edersin, ben de takdir ederim. Eğer benim takdir ettiğime razı olup kanaat edersen, istediğin her husûsta sana kâfi gelirim. Eğer takdir ettiğime razı olmazsan, kendi arzularının peşinde nefsini tüketirsin de nihayetinde eline geçen yine benim takdir ettiğim olur.”

Comments are closed.

Links

Calendar

  • Nisan 2026
    P S Ç P C C P
     12345
    6789101112
    13141516171819
    20212223242526
    27282930