YERMÜK MUHÂREBESİ (M. 634)
Hicretin 13. senesinde; Hz. Ebû Bekir’in hilâfetinin sonlarında İslâm Devleti, Bizans sınırlarına dayanmış idi. İmparator Hirakl bu vaziyetten ürküp İstanbul’dan Suriye’ye geldi ve büyük ordular toplayıp sevketti.
Hz. Ebû Bekir (r.a.) bunu haber alınca hemen Şam hudûdundaki orduları bir yere topladı ve Yermük vadisinde toplanan iki yüz kırk bin kişilik Rum ordusu üzerine sevketti. İslam askerinin adedi kırkaltı bin olup içlerinde -yüzü Bedir gazilerinden- olmak üzere bin kadar Ashâb-ı Kirâm vardı. Ordu kumandanı bulunan Hz. Ebû Ubeyde (r.a.) Hâlid bin Velîd’i (r.a.) kendi yerine kumandan tayin etti. Ondan evvel Bizans ile Peygamberimiz zamanında Mute muharebesi vukû bulmuştu. O vakitte Hz. Hâlid Ehl-i İslâm’ı müşkil halden kurtarmış idi. Bu defa ordu kumandanlarına şöyle hitâb etti:
“Bugün, Allâh’ın sayılı günlerinden biridir. Bu gün öğünmek ve serkeşlik, itaatsizlik etmek lâyık değildir. İhlasla cihad edin ve amelinizle Allâh’ı razı kılın. Nizam ve tertîb üzere cenk eden topluluk ile böyle, dağınık olarak cenk lâyık olmaz. Hz. Ebû Bekir, sizi bir diğerinizle kolaylıkla uyuşursunuz, diye göndermiştir. İçinizden bazınız kumandan tayin olunsa, olunmayanlar için Allah katında ve Resûlullâh’ın halîfesi yanında bir noksanlık vermez. Geliniz, şu düşmanlara bakınız, nasıl müheyya olmuş, hazırlanmışlar. Bu bir gündür ki, sonu vardır. Eğer bugün biz onları sürersek dâimâ süreriz ve eğer onlar bizi bozarsa bundan sonra felah bulmayız.”
Yermük vadisinde çok şiddetli muharebeler meydana geldi. Hz. Hâlid’in çok yararlılıkları göründü. İslâm askeri öğle ve ikindiyi ima ile kıldılar. İmparatorun kardeşi de dahil Rûm tarafından yüzbinden fazlası telef oldu. İslâm askerinden ise üç bin kadar şehîd vardı ki içlerinde İslâmda kıdemli (ilk müslüman) olan zâtlar var idi. Ebû Süfyân’ın (r.a.) gözüne ok isâbet etti. Hz. İkrime (r.a.) da bu muharebede şehîd oldu.
Yermük zaferi bütün Şam beldelerinin fethine vesile olmuştur.
BEHLÜL DÂNÂ’DAN İBRET
Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’in divânına gelir. Bakar ki Halife Harun tahtında yok. Hemen geçip tahtına oturur. O anda vazifeliler gelip Behlül’ü halifenin yerinde görürler ve “Bre edepsiz!” diye bir iki vururlar. Behlül ağlamaya başlar. Bu esnada Harun Reşid çıka gelir, Behlül’ü ağlar bulur ve okşayarak yanına alır: “Niçin ağlıyorsun?” deyip hâlini hâtırını sorar ve yanındaki vazifelilere: “Buna ne oldu?” der.
Vazifeliler: “Ey mü’minlerin emîri, sizin yerinize oturmuş gördük. Edeplenmesi için bir iki vurduk” derler. Behlül Dânâ ise: “Hayır, ben onların dövmelerine ağlamıyorum! Ben ömrümde bir kez bu makama oturduğum için bu kadar dayak yedim. Sen ki her gün oturuyorsun, senin halin ne olur diye senin için ağlıyorum” der.
