Hz. Îsâ (a.s.), Hz. Meryem’in oğludur. Allâhü Teâlâ Hz. Âdem’i anasız babasız yarattı. Hz. Îsâ’yı ise babasız yarattı. Yahudiler kötü zanna düşerek Hazret-i Meryem’i cezalandırmak istediler. Fakat Hazret-i Îsâ, daha beşikte iken Allâhü Teâlâ’nın kudretiyle söze başladı; “Ben Allâh’ın kuluyum, bana kitap verdi, bana peygamberlik verdi, beni her nerede bulunursam bulunayım mübarek kıldı” dedi. Bu mûcizeyi gören Yahudiler Hz. Meryem’den el çektiler.
Hz. Îsâ (a.s.) Beyt-i Makdis’e birkaç mil mesafede bulunan Beyt-i Lahm köyünde doğmuştur.
Hz. Meryem kocaya varmamış, melekler kadar nezih ve iffetli bir halde yaşarken sırf ilâhî kudret ile Hz. Îsâ’ya gebe kalmıştı. Kur’ân-ı Kerîm bunu açıkca beyân buyurmaktadır. Bütün müslümanlar buna şüphesiz inanmaktadır. Hz. Âdem’in (a.s.) babasız ve anasız olarak yaratılmış olduğunu bilenler, artık Hz. Îsâ’nın babasız yaratılışını asla inkâr edemezler.
Hz. Îsâ aleyhisselâm otuz yaşına girince Allâhü Teâlâ kendisine peygamberlik vermiş ve İncil-i Şerîf kitabını indirmiştir. Hz. Îsâ Yahudileri irşada çalışmış, kendilerine güzel öğütler vermiş, büyük büyük mucizeler göstermişti; fakat, kendisine pek az kimse iman etmiştir ki, onlara havârî denilir, on iki zât idiler.
Hz. Îsâ (a.s.) bir müddet vâlidesiyle beraber Ürdün’e tâbi Nâsıra’da ikâmet etmiştir. Bu yüzden kendisine tâbi olanlara Nasarâ, dinlerine de Nasrâniyet denilmiştir.
Yahudiler Hz. İsa’nın hayatına kasdettiler, ona benzettikleri bir şahsı tutup Kudüs-i Şerîf’te darağacına astılar. Îsâ aleyhisselâm ise Hak Teâlâ’nın emri ve kudretiyle göğe kaldırıldı, melekiyyet kisvesine büründü. Kendisine Rûhullah denir.