Evliyâdan Ahmed bin Harb (rh.): “Âlimler arasında İmâm-ı A’zam, emîrler arasında halîfe gibidir.” buyurdu.
İmâm-ı A‘zam ve İmâm-ı Şâfiî (r.anhümâ) her ikisi de Ramazân-ı şerîfde altmış defa Kurân-ı Kerîm’i hatmederdi.
İmâm Ebû Yûsuf hazretlerine bir mesele sorulduğunda cevap verir ve sonra: “Bu İmâm-ı A‘zam’ın sözüdür. Kim onu kendisi ile Rabb’i arasında amelinde düstûr tutarsa dinini kurtarmış olur.” buyurdu.
Abdullâh bin Dâvûd (rh.): “İmâm-ı A‘zam aleyhine ancak iki vasıftaki insan konuşur: ya ilmine hased edendir, yahut cehaletinin bile farkında olmayan cahildir.” demiştir.
İmâm Ebû Yûsuf (rh.) “Bir evlâdım vefât etti, hemen defin işleri için birisini tayin edip İmâm-ı A‘zam hazretlerinin derslerine devam ettim. Onun dersinden bir günü kaçırmaktan korktum.” demiştir.
İmâm-ı A‘zam hazretleri Dâvûd-i Tâî’ye (rh.):
“Senin ilmini iyice sağlamlaştırdık” buyurdu. Dâvud-i Tâî; “Geriye ne kaldı.” deyince:
“Şimdi onunla amel etmek kaldı”, buyurdu. Dâvûd-i Tâî de, dünya ile kalbî alakalarını kesip ibâdetle meşgûl oldu.