MÜSÂFİR ÂDÂBINDAN

1- Ev sâhibi, müsâfirleri ile berâber kapıya kadar, çıkmalıdır. Bu müsâfire ikrâmdır.

Habeş kralı Necâşî’nin bir heyeti Peygamberimizi ziyârete gelmişti. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bizzât onlara hizmet etmeye başladı. Bunu gören Ashâb-ı Kirâm:

“Biz varız, siz oturunuz, Yâ Resûlallâh” deyince Efendimiz aleyhisselâm:

“Hayır, asla. Çünkü onlar benim Ashabıma (Habeşistan’da) ikrâm ettiler, ben de bizzat mukâbelede bulunmak isterim.’ buyurdular.

Müsafire tam manasıyla ikram etmek; geldiğinde, sofra başında ve giderken kendisine dâimâ güler yüz göstermek ve hoş sohbette bulunmaktır. Müsafirin asıl arzu ettiği, güler yüz, tatlı dildir.

İmâm Evzâî’ye (r.h.): “Müsafire ikram nedir?” diye sorulduğunda, Evzaî; “Güler yüz ve tatlı dildir.” demiştir.

2- Müsâfir, -kendisine gereği gibi ikram yapılamamış olsa da- gönül hoşluğu ile ve memnuniyetini ifâde ederek ayrılmalıdır. Böyle yapmak, iyi ahlâk ve tevâzuun eseridir.

3- Müsâfir, ev sahibinin müsâadesini almadan çıkmamalı, gönlünü alıncaya kadar oturmalıdır.

Ev sahibine ağırlık vermemek için, üç günden fazla kalmamalıdır. Ev sâhibi samîmi olarak ısrar ederse daha fazla kalınabilir.

Scroll to Top