Münafıkların reîsi Abdullah ibn-i Übey ve yardakçıları bir gün sokağa çıkmışlar, sahâbe-i kiramdan bir kaç zatın gelmekte olduklarını görmüşlerdi. İbn-i Übey yanındakilere “Bakınız, ben şu gelen budalaları başınızdan nasıl savacağım?” demiş ve yaklaştıkları zaman hemen Hazret-i Ebû Bekr’in elini tutup;
“Merhaba, Benî Temim kabîlesinin efendisi, şeyhülislâm, mağarada Resûlüllâh’ın arkadaşı, nefsini ve malını Resûlüllâh’ın emrinde, cömertçe harcamış bulunan Hazret-i Sıddık” demiş.
Sonra Hz. Ömer’in elini tutmuş “Merhaba, Benî Adiy kabilesinin efendisi, dininde kuvvetli, nefsini ve malını Resûlüllâh’ın emrinde cömertçe harcamış bulunan Hazret-i Faruk” demiş.
Sonra Hz. Ali’nin elini tutmuş “Merhaba, Resûlüllâh’ın amcazâdesi, damadı, Resûlullah (s.a.v.)’den başka bütün Hâşim oğullarının efendisi” demiş.
Hz. Ali “Ey Abdullah! Allah’dan kork, münafıklık etme, çünkü münafıklar yaratılmışların en şerlisidir.” deyince “Müsaade et, ey Ebu’l-Hasan, benim hakkımda böyle mi söylüyorsun? Vallahi bizim imanımız sizin imanınız gibi ve bizim tasdikimiz sizin tasdikiniz gibidir.” demiş ve ayrılmışlar.
Abdullah İbn-i Übey arkadaşlarına “Nasıl yaptım, gördünüz ya? İşte siz de bunları görünce böyle yapınız” demiş. Onlar da “Sağ ol, sen bizim içimizde hayatta oldukça hep böyle hayırlı istifadeler ederiz” diye kendisini övmüşler.
Müslümanlar da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e varıp haber vermişlerdi. Akabinde şu âyet nazil oldu: meâlen: (O münafıklar) Bir de îman edenlerle karşılaştılar
mı ‘âmennâ; (biz iman ettik)’ derler ve kendi şeytanlarıyla başbaşa kaldılar mı ‘emin olun’ derler, ‘Biz sizinle beraberiz, biz ancak Müslümanlarla alay edicileriz.’ (Bakara Sûresi, âyet 14)