Taştan, ağaçtan yapılmış putlara tapanların putlarıyla beraber cehenneme gireceklerini bildiren âyet-i kerîme nazil olunca müşrikler fena halde kızdılar. “Muhammed, ilahlarımıza hakaret etti.” diyerek azdılar, Peygamberimize ve müslümanlara yapmadık eziyet bırakmadılar. Bunun için müslümanlardan bir kısmı dinini gizlemeye mecbur oldu. Bir kısmı da göreceği eziyet mukabilinde kazanacağı sevabı düşünüp müslümanlığını gizlemedi, türlü türlü belalara uğradılar.
Bilâl-i Habeşî (r.a.) hazretlerine efendisi Ümeyye bin Halef kızgın kayalar üstüne yatırmak ve göğsüne, karnına ağır taşlar koymak suretiyle eziyet ederdi. Bazan da boynuna ip takılıp Mekke sokaklarında gezdirilirdi.
Habbab bin Eret (r.a.) hazretlerine ateşte kızdırılmış demirleri sırtına yapıştırarak eziyet ederlerdi. Ammar bin Yâsir (r.a.) hazretlerinin babası Yâsir (r.a.) ve anası Sümeyye’yi işkence ile öldürmüşlerdi.
Eziyetler dolayısıyla Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Müslümanlardan isteyenlerin gurbete çıkmaları için izin verdi. Yetmiş-seksen kadar müslüman da çoluğunu çocuğunu alıp Mekke’den Habeş memleketine gitti. Habeş ahâlisi Hıristiyan idi. Krallarına da Necâşi derlerdi. Necâşi, müslümanları yanına çağırtıp ne için geldiklerini ve dinlerinin nasıl bir şey olduğunu sordu. Müslümanlığın hakikatini öğrenince;
“Memleketimde rahatça oturunuz, dilediğiniz yerde geziniz, kimse size ilişemez” dedi. Hatta sonradan kendisi de müslüman oldu. (Radıyallâhü anh)