Resûlullah sallâllahü aleyhi vesellem Efendimizin: Mübarek sözlerine “Sünen-i Kavliye” (kavlî sünnetler), Bir kısım fiillerine “Sünen-i fi’liye” (fiilî sünnetler)
Bazı şeyleri gördüğü halde menetmeyip de sükût buyurmuş olduğuna dair olan haberlerden, rivayetlerden her birine de “Sünnet-i takrîriye” (takrîrî sünnetler) denilir.
Kavlî sünnete “Hadîs-i Şerîf” denildiği gibi ayrıca Şilî ve takrîrî sünnete de “Hadîs-i Şerîf” denilmektedir.
İslâmiyet’in Kur’ân-ı Azimüşşan’dan sonra en büyük esası Hadîs-i Şerîf’lerdir.
Îtikat, ahlâk, içtimâi (sosyal) hayat ve bütün muamelata dair yüz binlerce Hadîs-i Şerif vardır. İslâm âlimleri bu hususta fevkalâde bir himmet ve gayret göstermiş ve mübârek hadîsleri tasavvurların üzerinde bir îtina ile toplamış, bunlardan en muteber hadis kitaplarını vücuda getirmişlerdir. Hatta bir Hadîs-i Şerîf’in ne suretle ve kimler vasıtası ile nakledildiğini anlamak için şehir şehir seyahatte bulunan, birçok ilim ve irfan sahibleriyle görüşüp hakikati tesbite çalışan nice islâm âlimleri, muhaddisleri islâm tarihine şeref vermişlerdir.
Bu gibi faziletli zatlar sayesindedir ki, islâm âleminde hadîs ilmi fevkalâde bir inkişafa mazhar olmuş, hafızalarını binlerce Hadîs-i Şerîf ile süslemiş olan birçok muhterem hadîs âlimleri yetişmiştir.