Ebu’l-Fâruk Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.) Hazretleri

Eylül 16, 2026

SİLSİLE-İ SÂDÂT’IN 33. VE SON HALKASI EBU’L-FÂRUK SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S.) (SİLİSTREVÎ) HAZRETLERİ

Ebu’l-Fâruk Süleyman Hilmi TUNAHAN (K.S.) (SİLİSTREVÎ) Hazretleri, 1888 (Hicrî 1305, Rûmî 1304) senesinde -bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan- Silistre’nin Hezargrad kasabasının Ferhatlar köyünde dünyaya geldiler. Babası Hocazâde Osman Fevzi Efendi (1845-1927) tahsilini İstanbul’da tamamlamış ve Silistre’nin Satırlı ve Hacı Ahmed Paşa medreselerinde yıllarca müderrislik yapmış mâruf bir dersiâmdır. Annesinin adı Hatice Hanım’dır. Dedesi ise Kaymak Hâfız nâmı ile meşhur bir zât olup 110 yaşına doğru vefat etmiş olan Mahmud Efendi’dir. Hocazâdeler olarak bilinen bu asîl ailenin ceddi, Seyyid İdris Bey’e dayanır. İdris Bey, Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından Tuna Hânı nasbedilmiş ve üstelik kendisine kız kardeşi tezvîc edilmiş bir zâttır.

Babası Osman Efendi, İstanbul’da tahsiline devam ederken dikkate şâyân bir rüya görmüştür. Rüyasında, vücudundan kopan bir parçanın gökyüzüne çıkıp dünyaya ışık saçtığını görür. Rüyasını, “Sulbünden gelecek bir evladının dünyayı mânen aydınlatacağı” şeklinde tabir eder. Silistre’ye dönünce evlenir. Dünyaya gelen Fehim, Süleyman Hilmi, İbrâhim ve Halil ismindeki dört oğlundan, rüyanın tabirine muvafık düşecek istidâdı, Süleyman Hilmi’de görür. Onun yetişmesi için husûsî bir ihtimam gösterir.

Süleyman Efendi Hazretleri (k.s.), ilk tahsilini 1902’de Silistre Rüşdiyesi’nde yaptıktan sonra Satırlı Medresesi’ne devam eder. Daha sonra tahsilini tamamlamak üzere babası tarafından 1907’de İstanbul’a gönderilir. Babası, onu İstanbul’a gönderirken şu tavsiyede bulunmuştur: “Oğlum, usûl-i fıkıh ilmine iyi çalışırsan dininde kuvvetli olursun. Mantık ilmine iyi çalışırsan, ilminde kuvvetli olursun.”

Süleyman Efendi Hazretleri (k.s.), İstanbul’da, Fâtih Dersiâmlarından ve devrin meşhur âlimlerinden Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’nin ders halkasına oturdu ve 1913 yılında, ondan birincilikle icâzet aldı. 1916’da Dârü’l-Hilâfeti’l- Aliyye Medreseleri, Kısm-ı Âlî (Sahn) Medresesi’ni bitirdikten sonra aynı yıl ihtisas (doktora) yapmak üzere, tedrîsâtı 3 yıl olan Medresetü’l-Mütehassısîn’in (Süleymaniye Medresesi) Tefsir ve Hadîs şubesine girdi. Medresetü’l-Mütehassısîn’in ilk iki senesini muvaffakiyetle tamamlayınca 1918 senesinde -şeyhülislâmlık makamının teklifi ve Padişah Mehmed Vahîdüddin Han’ın tasdiki ile yirmi arkadaşıyla birlikte kendilerine İstanbul Müderrisliği Ruûsu verildi. 1919’da Medresetü’l-Mütehassısîn’in Tefsir ve Hadîs şubesinden birinci derece ile mezun oldu. Medresetü’l-Mütehassısîn’den mezun olduktan sonra, Medresetü’l-Kuzât’ın (Hukuk Fakültesi’nin) de giriş imtihânını birincilikle kazandılar. Fakat bunu, büyük bir sevinç ile babasına mektupla bildirdiği zaman babasından şu telgrafı aldı: “Süleyman, ben seni, Cehennem’e göndermek için İstanbul’a göndermedim.”

Pederleri, bu telgraf ile kendisine, Peygamber Efendimizin (s.a.v.), “Üç kâdıdan ikisi, Cehennem’dedir.” meâlindeki hadîs-i şerîflerini hatırlatıyorlardı. Süleyman Efendi Hazretleri (k.s.), pederine verdiği cevapta; kendisinin aslâ kâdılık (hâkimlik) mesleğine sülûk etmeye niyeti olmadığını, asıl maksadının devrinin bütün zâhirî din ilimleri sahasında kemâle ermek olduğunu bildirdi. Medrese-i Süleymâniye’nin Tefsir ve Hadîs kısmından diplomasını alıp dersiâm olduğu gibi, Medresetü’l-Kuzât’tan da mezun olup kâdılık rütbesini aldılar. Böylelikle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihrâz etmiş oldular.

Ezelî takdir olarak Silsile-i Sâdât’ın 33. ve son halkası, kendilerinin nasîbi olduğundan, Seyyidler zincirinin 32. halkası Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcuddîn (k.s.) Hazretlerinde mânevî seyr ü sülûkünü tamamladıktan sonra tecelliyâtın büyüklüğünden, üstâzı kendilerini, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî (k.s.) Hazretlerinin nisbet-i rûhâniyesine teslim ettiler.

Dünyanın şu son zamanlarında İlâhî feyizden nasipleri bulunan insanları, yüksek himmetleriyle küfr ü dalâl çukurundan, iman ve ihlâs sahasına çıkardılar. Hâlen de çıkarmaktadırlar.

Ebu’l-Fâruk Süleyman Hilmi TUNAHAN (K.S.) (SİLİSTREVÎ) Hazretleri, 16 Eylül 1959 (13 Rebîulevvel 1379) Çarşamba günü dâr-ı bekâya irtihâl buyurdular (Kaddesallâhü sirrahü’l-eaz). Ancak tasarruf ve irşâdları tamamıyla ve kemâliyle berdevamdır. Cenâb-ı Hak, sevenlerini ve bütün müminleri, şefâatlerine nâil kılsın.

Comments are closed.

Links

Calendar

  • Eylül 2026
    P S Ç P C C P
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    282930