Silsile-i Sâdât’ın yirmi beşinci halkası olan Şeyh Seyfeddin (k.s.), tahsilini tamamlayıp kemâle erdikten sonra babası, mânevi bir işaret üzerine Delhi’ye gitmesini emretti. Vazifesi, sünnetlerin unutulup bid’atlerin çok yayıldığı Delhi’de bid’atleri yıkmak, sünnetleri ihya etmek ve tarikat-ı aliyye’nin nurunu yaymak, aynı zamanda Sultan Muhammed Evreng-i Zîb Âlemgîr Han’ı manen terbiye etmek idi.
Sultan, çocukları ile beraber, kendi arzu ve istekleri ile Şeyh Seyfeddin Hazretlerine talebe oldular. Sünnet-i seniyyeye uymaya gayret ettiler, gece ibadetlerine ve tarikat-ı aliyyeye devam ettiler. Sultan ilerlemiş yaşına rağmen Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledi. Vezirleri de intisab edip onun hizmetinde bulundular. Sultan ve vezirleri Şeyh Seyfeddin Hazretlerine fevkâlede hürmet ederler, huzurunda tam bir edeple ayakta dururlar, hiç oturmazlardı.
Şeyh Seyfeddin (k.s.) Delhi’ye girerken karşılaştığı bid’atlerin kaldırılmasını istedi. Sultanla ilk sohbetinde birçok bid’ati sultanın emri ile kaldırttı. Duyduğu her bid’ata bir an bile tahammül göstermez, onu hemen kaldırtırdı. Şeyh Seyfeddin Hazretlerinin sohbetinin bereketiyle Allâhü Teâlâ Sultan Âlemgîr’i, memleketindeki zulüm ve düşmanlığı ortadan kaldırmaya muvaffak kıldı.
Şeyh Seyfeddin (k.s.), sultanın bu iyi hallerini ve manevî terakkiyâtını muhterem babaları Muhammed Masum Hazretlerine bir mektupla bildirdi. Babası da, insanların irşad olmalarının ve Allâhü Teâlâ’nın feyzinin insanlara ulaşmasının Şeyh Seyfeddin’in (k.s.) orada bulunmasının bir eseri olduğunu bildirmiş, buna son derece sevinmiş ve memnun olmuştu. Bu hizmetinden dolayı, Şeyh Seyfeddin Hazretlerine duada bulundu.
İslâm dini Hindistan’da o kadar kuvvetlendi ki, Hindistan hiçbir zaman böyle bir devir görmemişti. Bid’at sahibleri rezil, rüsvay ve zelil olup hiçbir yerde kabul göremez oldular.
Muhammed Masum (k.s.) bid’atleri yıkıp sünnetleri ihya hizmetinden dolayı evladına Muhyi’s-sünne (sünneti ihya eden) lakabını verdi.
