KABİRDE MÜ’MİN VE KÂFİR
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: (Mü’min) kul, kabrine konulup onun arkadaşları geri dönüp gittiklerinde – ki muhakkak ölü, bunlar yürürken ayakkabılarının sesini bile işitir- ona (Münker ve Nekîr adlı) iki melek gelir. Bunlar ölüyü oturturlar ve ona: “Muhammed (s.a.v.) hakkında ne dersin?” diye sorarlar. O mü’min de, “Samîmî bildiğim ve size de bildirmek istediğim şudur ki, Muhammed (s.a.v.) Allâh’ın kuludur ve Allâh’ın peygamberidir, diye cevap verir. Bunun üzerine melekler “Ey mü’min! Cehennemdeki yerine bak, Allâhü Teâlâ bu azab yerini senin için cennetten (yüce) bir makâma tebdil eyledi,” derler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “O mü’min, cehennem ve cennetteki iki makâmını birden görür.” buyurmuştur.
Kâfir veyâhut münâfık öldüğünde ise (meleklerin bu sualine karşı) ‘Muhammed hakkında bir şey bilmiyorum. Halkın ona peygamber dedikleri bir sözü (işitir) ben de halka uyup söylerdim,’ diye cevap verir. Bu iki melek tarafından bu kâfir veyâ münâfığa “Hay sen anlamaz ve uymaz olaydın,” denilir. Sonra demirden bir topuzla bu kâfir veya münâfığın iki kulağı arasına vurulur. O topuzu yiyince kâfir veyâ münâfık öyle şiddetli bir sayha ile bağırır ki, bu feryadı insan ve cinden başka bu ölüye yakın olan her şey işitir.
ERBAÎN ZEMHERİR VE HAMSÎN
Kış mevsiminin soğukları, 40 ve 50 günlük iki devreye ayrılır. Kışın en soğuk zamanı sayılan 22 Aralık – 30 Ocak arasındaki 40 güne Erbaîn denir. 30 Ocak’ta Erbaîn sona erip, 31 Ocak’ta da Hamsîn başlar. Bundan sonraki elli güne hamsîn denilir. Bu elli günün 20 Martta bitmesiyle kış sona ermiş olur.
İstanbul’un eski büyükleri erbaîne ehemmiyet verirlerdi. Şiddetli soğuk hüküm sürdüğü bu günler ihtiyarlarla zayıflar için pek tesirli ve hattâ tehlikeli olduğundan onlar erbain esnâsında yoğurt ve emsâli yiyecek ve içeceklerden bir nevi perhiz ederler, Erbain sona erince ziyâfetler tertip ederek birbirlerini ziyâret ederlerdi.
Bu mevsimde esen şiddetli rüzgâra da Erbaîn fırtınası veya Zemherîr denilir.
