ALLÂH’A ÎMÂN
Îmân, Allâhü Teâlâ’nın dînini kalb ile kabûl etmek, yani: “Resûlullah’ın (s.a.v.) bildirdiği şeyleri kat’î sûrette kalb ile tasdik eylemektir.” Îmân, asıl bu tasdikten ibârettir. Fakat böyle inanıp kalb ile samîmî sûrette tasdik edilen şeyleri, -bir mâni yok ise- dil ile ikrâr etmek, söylemek, bunların hakkında şehâdette bulunmak da lâzımdır. Çünkü bir kimse Allâhü Teâlâ’yı ve diğer îmân edilecek şeyleri kalben tasdik ettiği halde dili ile de ikrâr edip söylemezse onun müslüman olduğuna hükmedilemez.
Îmânı kalbimizle tasdik ve dilimizle ikrâr ettikten sonra namaz gibi oruç gibi güzel ameller ile mükellefiz. Bunlar bizim vazifemizdir. Bu ameller, îmâna kuvvet verir, îmânın kalbdeki nûrunu arttırır, insanı azaptan kurtarır, Allâhü Teâlâ’nın lütuflarına, inâyetlerine erdirir.
İslâm: “Allâhü Teâlâ’ya itaat etmek. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) din nâmına bildirmiş olduğu şeyleri kalb ile kabul, lisan ile ikrâr eylemektir.”
YAVUZ SULTAN SELİM’İN VEFÂTI
Musâhibi Hasan Can Yavuz Sultan Selim Han’ın vefatını şöyle anlatır: Vefâtı zamanında Sultan, bana “Hasan Can, bu ne hâldir?” dediğinde, “Sultanım, Cenâb-ı Hakk’a dönecek, Allah ile olacak zamandır” dedim. “Bizi bunca zamandan beri kiminle bilirdin? Cenâb-ı Hakk’a teveccühümüzde kusur mu gördün?” dediğinde, “Hâşâ, lâkin bu zaman, sâir zamanlara benzemez” dedim. Bir an sonra “Yâsin sûresini oku” dedi. Bir kere okudum. İkincide kendisi de birlikte okuyup, “Selâmün kavlen min Rabbin Rahîm” âyetine geldiğimde, şehâdet parmağını kaldırıp, rûhunu teslim etti. Kemâl Paşazâde merhûmun Yavuz Sultan Selim Han’ın vefâtına dâir yazdığı mersiyesinin sonunda şöyle der:
Az müddette çok iş etmiş idi.
Sâyesi olmuş idi âlemgîr,
Şems-i asr idi, asırda Şems’in
Zılli memdûd olur, zamânı kasîr.
Açıklama: Az zamanda çok iş yaptı. Öyle ki gölgesi âlemi kapladı. O ikindi güneşi gibi idi. Zira ikindinin vakti kısadır.
