MECLİSLERDE KONUŞMA ÂDÂBI
Birkaç kişi bir arada konuşurken yeri olmadıkça, araya girmemelidir. “Ey akıl sâhibi, sözün başı ve sonu vardır, söz ortasında söz söyleme.” hikmetli sözüne uygun hareket edilmelidir.
Meclislerde -yanındakilerden gizleyerek- bir başkası
ile konuşmamalıdır.
Söyleyeceklerini normal tonda söylemelidir. Ne dinleyeni soru sormak mecbûriyetinde bırakacak şekilde hafif, ne de muhâtabı incitecek biçimde yüksek sesli olmalıdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur (meâlen): “Yürüyüşünde mûtedil (dengeli) ol, sesini alçalt.” (Lokman sûresi, âyet 19) Yüksek ses, bilhassa âlimler ve büyükler huzûrunda son derece çirkindir.
Bedevî Araplardan bir kabîlenin ileri gelenleri, Resûlullah (s.a.v.) Efendimize geldiler. Bedevîler kaba tabîatlı olup, büyüklerle beraber bulunulduğu zaman nasıl hareket edileceğini ve büyüklere karşı nasıl konuşulacağını bilmediklerinden Peygamber (s.a.v.) Efendimizin hücre-i saadetlerinden çıkmalarını beklemeğe sabretmeyip yüksek sesle: “Dışarı çık ey Muhammed!” diye seslendiler.
Kâinâtın Efendisi (s.a.v.), sonsuz fazîlet ve kemâli sebebiyle, incelik gösterip dışarı çıktılar ve onlarla konuştular. Bunun üzerine şu âyet-i kerîme nâzil oldu (meâlen): “Ey îmân edenler, seslerinizi Peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın. Ona sözle birbirinize bağırdığınız gibi bağırmayın ki, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir… Hücrelerin (odaların) ardından sana bağıranlar (var ya) onların çoğunun akılları ermez.” (Hucurât S., âyet 2-4)
Bu âyet-i kerîmenin nazil olmasından sonra Ashâb-ı Kirâm’ın ileri gelenleri, Peygamber Efendimizle (s.a.v.) konuştukları zaman hafif sesle söylemeğe gayret ederlerdi.
