Hayâ; utanma, hicâb, ar, namus manalarına gelir. Çirkin şeylerden nefsin darlanması, edebe aykırı bir hâdisenin meydana gelmesinden dolayı kalbin ızdırap içinde kalması demektir ki eseri, hemen yüzde belirmeye başlar.
Hayâ, pek güzel bir haslettir. Zıttı ise; utanmazlıktan, bâtılı, hak sûretinde görüp çekinmeksizin işlemekten ibârettir. Hayâsızlık, insanı insanlıktan çıkarır, hayvanlardan aşağı bir hâle düşürür.
Ebu’l-Leys Semerkandî Hazretleri şöyle buyurmuştur:
Hayâ, iki kısımdır. Birisi, seninle insanlar arasında olan hayâdır, diğeri de seninle, Allâhü Teâlâ arasında olan hayâdır.
İnsanlarla aranda olan hayâ; gözlerini, sana helâl olmayan şeylere kapatman, onlardan utanıp sakınmandır. Allâhü Teâlâ ile aranda olan hayâ ise; Allâhü Teâlâ’nın sana ihsan ettiği nimetleri düşünüp ona isyan etmekten hayâ etmendir.
Hazret-i Ömer (r.a.), bir gün Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) huzuruna girmişti. Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin ağladığını görünce, “Yâ Resûlallah! Ağlamanıza sebep nedir?” diye suâl etti. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Cebrâil aleyhisselâm geldi ve bana şöyle bildirdi: “Muhakkak Allâhü Teâlâ, İslâm üzere yaşlanan; saçı sakalı ağaran bir kuluna azâp etmekten hayâ eder. İslâm üzere yaşlanan o kimse ise, o yaşta Allâhü Teâlâ’ya isyan etmekten utanmaz mı?”
Selmân-ı Fârisî (r.a.) Hazretleri şöyle buyurdular: “Tam üç defa ölüp dirilmek (ölüm ızdırabını yaşamak); bir kimsenin avret yerlerine bakmaktan veya başkasının benim avret yerime bakmasından bana daha sevimlidir.”
Hikmet ehli bir zâta, “Fâsık kimdir?” diye sorulunca o zât, şöyle buyurdu: “Gözlerini, insanların kapılarını, pencerelerini gözetlemekten, avret yerlerine bakmaktan sakınmayan; hayâsız kimsedir.”
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Allâhü Teâlâ’dan hakkıyla hayâ edin.” buyurdular. Ashâb-ı Kirâm, “Biz, Allâhü Teâlâ’dan hayâ ediyoruz, Elhamdülillâh” deyince, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Öyle değil. Başını ve (göz, kulak gibi) başta bulunan âzâlarını, karnını ve ona doldurduğun (yediğin) şeyleri haramdan korursun, ölümü ve kabirde çürümeyi hatırdan çıkarmazsın. Âhirette bahtiyâr olmayı isteyen, dünyanın süsünü terk eder. İşte kim bunları yaparsa Allâhü Teâlâ’dan hakkıyla hayâ etmiş, utanmış olur.” buyurdular.
Selef-i sâlihînden bir zât, oğluna şöyle nasihatte bulunmuştu: “Nefsin seni, bir günah işlemeye çağırdığında, gözlerini semâya çevir ve orada bulunan meleklerden hayâ et. Şâyet oradakilerden utanmazsan gözlerini yere çevir ve oradakilerden hayâ et. Eğer, semâdakilerden korkmaz, yerdekilerden de hayâ edip utanmazsan, o zaman kendini hayvanlardan kabul et.”
Fudayl bin Iyâz (rah.), hayâdan mahrum birine şöyle nasihat etmiştir: “Evinin kapısını kapatıyor, perdeni çekiyor ve insanlardan utanıyorsun. Ancak, kalbindeki Kur’ân-ı Kerîm’den ve kendisine hiçbir şey gizli kalmayan Allâhü Teâlâ’dan utanmıyorsun. (Bu hâl, hiç mümine yakışır mı?)”
HAYÂ İMANDANDIR
Kasım 10, 2025
