Müminler, birbirleri ile karşılaştıkları zaman selam verirler. Selam vermek ve almak, karşısındakinin ömrünün hayırlı ve bereketli olması için dua etmektir.
Selâmı, ilk olarak veren, Âdem aleyhisselâm’dır.
Tâbiîn’den Vehb bin Münebbih rahimehullâh şöyle rivâyet etmiştir: Âdem aleyhisselâm, Cennet’te, Sevgili Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in nûrunun parlaklığını görünce, Cenâb-ı Hakk’a onun ne olduğunu suâl etti.
Allâhü Teâlâ, “O, senin evlatlarından Muhammed’in nûrudur. Bütün peygamberler, onun sancağı altında toplanacaklardır.” buyurdu.
Bunu duyan Âdem aleyhisselâm, o nuru dâima görmek arzusunda bulundu. Bunun üzerine Sevgili Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in mübarek nûru, Âdem aleyhisselâm’ın şehâdet (yahut baş) parmağının ucunda parlamaya başladı. O, bu nuru görünce selamladı. Allâhü Teâlâ da, Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem adına, bu selâma karşılık verdi.”
İşte bu hâdiseden sonra, selâm vermek, Âdem aleyhisselâm’dan sâdır olduğu için sünnet, selâmı almak da Allâhü Teâlâ’dan sâdır olduğu için farz olarak meşrû kılınmıştır.
