NESİLLERİN İHYASI: PEYGAMBER SEVGİSİ, EHL-İ BEYT MUHABBETİ VE KUR’AN AHLAKI
İnsanoğlunun en değerli emaneti ve geleceğinin teminatı olan çocuklar, İslam nazarında ilahi bir lütuf ve aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Onları sadece bedenen değil, ruhen de beslemek, ahlak ve maneviyatla donatmak, ebeveynlerin en asli vazifesidir. Bu kutlu vazifenin yol haritasını ise en güzel şekilde çizen, şüphesiz ki insanlığın muallimi Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’dır (sallallâhü aleyhi ve sellem). O, bir hadis-i şeriflerinde bizlere bu terbiyenin temel direklerini şöyle göstermiştir:
قَالَرَسُولُاللهِصَلَّىاللهُعَلَيْهِوَسَلَّمَ:اَدِّبُوااَوْلَادَكُمْعَلَىثَلَاثِخِصَالٍ:حُبُّنَبِيِّكُمْوَحُبُّاَهْلِبَيْتِهِوَقِرَائَةُالْقُرْآنِ.
“Çocuklarınızı, üç haslet üzere terbiye ediniz (yetiştiriniz): Peygamberinizi sevmek, onun ehl-i beytini sevmek ve Kur’ân-ı Kerîm okumak.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)
Bu hadis-i şerif, sadece bir tavsiye değil, bir medeniyetin inşası için sunulmuş üç temel esastır. Gelin bu üç esası, Kur’an’ın nuru, diğer hadislerin ışığı ve Allah dostlarının hayatlarından yansıyan ilhamla daha derinden tefekkür edelim.
- Peygamberinizi Sevmek (Hubbu Nebiyyikum)
Her şey sevgiyle başlar. İman, kuru bir tasdik değil, kalpte kök salan bir sevgidir. Çocuğun kalbine ekilecek en değerli tohum ise Peygamber sevgisidir. Çünkü Allah’a olan sevginin ve itaatin yolu, O’nun Elçisi’ni sevmekten ve O’na uymaktan geçer. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmrân, 31).
Bu sevgi, çocuğa nasıl aşılanır? O’nu sadece savaşlarda galip gelen bir komutan veya devlet kuran bir lider olarak anlatarak değil; O’nun merhametini, şefkatini, adaletini ve en önemlisi çocuklara olan sevgisini anlatarak. Namaz kılarken sırtına çıkan torunları Hasan ve Hüseyin’i, onlar inene kadar secdeden kalkmayarak bekleyen bir dede olduğunu; yolda gördüğü çocukların başını okşayıp onlarla şakalaşan bir tebessüm peygamberi olduğunu anlatarak…
Ashab-ı Kiram’ın hayatı, bu sevginin zirve örnekleriyle doludur. Hz. Ebubekir’in (r.a.) hicret esnasında yılanın ısırdığı ayağını, uyuyan Efendimiz (s.a.v.) uyanmasın diye kımıldatmaması; canını O’nun rahatına feda etmesidir bu sevgi.
Allah dostlarının hayatı da bu sevginin bir yansımasıdır. Mevlana Celaleddin Rumi’nin, “Ben yaşadığım müddetçe Kur’an’ın kölesi, Muhammed Muhtar’ın (s.a.v.) yolunun toprağıyım” demesi, bu sevginin kalpte nasıl bir bağlılığa dönüştüğünün en güzel ifadesidir. Çocuğa bu örnekler anlatılmalı, evde sık sık salavatlar getirilmeli, O’nun sünneti (güzel ahlakı, yeme-içme adabı, temizliği) hayatın doğal bir parçası haline getirilmelidir. Böylece çocuk, Peygamberini bir masal kahramanı gibi değil, hayatının her anında rehber edineceği en sevgili dostu olarak tanır. - Ehl-i Beytini Sevmek (Hubbu Ehli Beytihî)
Ehl-i Beyt, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bizlere bıraktığı en değerli iki emanetten biridir. Nitekim Veda Hutbesi’nde şöyle buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah’ın Kitabı (Kur’an) ve Ehl-i Beyt’im.”
Ehl-i Beyt sevgisi, Peygamber sevgisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü onlar, O’nun mübarek nesli, O’nun kokusunu taşıyan çiçeklerdir. Hz. Ali’nin (k.v.) ilmi, cesareti ve adaleti; Hz. Fatıma’nın (r.anha) iffeti, sabrı ve anneliği; Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in (r.anhüma) efendilikleri, fedakarlıkları ve şehadetleri… Bunların her biri, İslam ahlakının en mücessem örnekleridir.
Çocuklarımıza Hz. Ali’nin ilmin kapısı olduğunu, Hz. Fatıma’nın “babasının annesi” olacak kadar şefkatli olduğunu öğretmeliyiz. Onlara Hz. Hasan’ın ümmetin birliği için hilafetten feragat edişindeki yüceliği, Hz. Hüseyin’in ise zulme karşı adaleti ve onuru ayakta tutmak için Kerbela’da gösterdiği eşsiz direnişi anlatmalıyız. Bu sevgi, kuru bir slogan değil; onların ahlakını, duruşunu ve fedakarlığını örnek almaktır.
Anadolu irfanının piri Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre gibi gönül erlerinin divanları, Ehl-i Beyt sevgisiyle doludur. Bu sevgi, Müslümanların kalbinde birleştirici bir harç olmuştur. Bu sevgiyi çocuklarımızın kalbine yerleştirmek, onları ifrat ve tefritten koruyacak, onlara adaletin ve fedakarlığın ne demek olduğunu öğretecektir. - Kur’ân-ı Kerîm Okumak (Kırâetü’l-Kur’ân)
Hadis-i şerifteki üçüncü temel, Kur’an-ı Kerim okumaktır. Buradaki “okumak”, sadece lafzını telaffuz etmek değil; aynı zamanda manasını anlamak, üzerinde tefekkür etmek ve en nihayetinde onunla yaşamaktır. Çünkü Kur’an, Allah’ın bizlere gönderdiği bir mektup, bir hayat rehberidir.
Çocuğun Kur’an ile ilişkisi, onu korkutarak veya zorlayarak değil, sevdirerek başlamalıdır. Evde huzurlu bir vakitte, anne babanın huşu içinde Kur’an okuması, çocuk için en güzel teşviktir. Kur’an’daki peygamber kıssaları, onlara masal gibi anlatılabilir. Hz. Yusuf’un sabrı, Hz. Musa’nın cesareti, Hz. İbrahim’in teslimiyeti… Bu kıssalar, onların karakterini inşa edecek temel taşlarıdır.
Büyük İslam alimi İmam Gazali, ilmin amacının Allah’ı tanımak ve O’nun rızasına uygun yaşamak olduğunu söyler. İşte Kur’an, bu ilmin kaynağıdır. Allah dostları, hayatlarını Kur’an’a adamışlardır. Gecelerini Kur’an tilavetiyle nurlandırmış, gündüzlerini ise Kur’an’ın emrettiği adalet, merhamet ve dürüstlükle yaşamışlardır. Onlar için Kur’an, yaşayan bir ahlak manifestosuydu.
Çocuğa Kur’an okumayı öğretmek, onun eline hem bu dünyada hem de ahirette yolunu aydınlatacak bir kandil vermektir. O kandil ki, kalbini vesveselerden korur, aklını hurafelerden arındırır ve onu en doğru yola, sırat-ı müstakime iletir.
Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) bu üç maddelik eğitim reçetesi, birbiriyle iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan bir bütündür. Peygamber sevgisi olmadan Kur’an’ın ruhu anlaşılamaz. Ehl-i Beyt sevgisi olmadan Peygamber sevgisi eksik kalır. Kur’an ahlakı olmadan ise bu sevgiler sadece birer iddiadan ibaret olur.
Bu üç temel üzerine yetiştirilen bir nesil; köklerine bağlı, maneviyatı sağlam, ahlaklı, adaletli ve merhametli bir nesil olacaktır. Onlar, sadece kendileri için değil, tüm insanlık için birer rahmet vesilesi olacaklardır. Görevimiz, bu kutlu emanetleri bu üç hasletle donatarak geleceği inşa etmektir.
