Selef-i sâlihînden Ebu’l-Abbâs bin Atâ rahimehullah, sünnet-i seniyyeye ve sâlih zâtlara tâbi olmak husûsunda buyurmuştur ki:
“Allâhü Teâlâ, dâima sünnet-i seniyyeye riâyet eden kimsenin kalbini marifet nuru ile doldurur. Habîbullah sallallâhü aleyhi ve sellem’e her husûsta; emirlerinde, fiillerinde ve ahlâkında tâbi olmaktan; kavlen ve fiilen, niyetlerinde dahi onun edepleri ile edeplenmekten daha şerefli bir makam yoktur.”
“Senin nefsin, kalbini dinlemediği zaman onu, ilim ve hikmet sahibi zâtların sohbetlerinde bulunarak edeplendir. Zira kim hikmet nuru ile aydınlanmak isterse kalp ve akıl sahibi sâlih kimselerle beraber olsun.”
“İmanında sâdık olanların alâmeti, başına gelen belâ ve musibetlere sabretmesi ve Cenâb-ı Hakk’ın takdirine, kalbinin razı olmasıdır.”
“Kalbini, dâima Allâhü Teâlâ’yı zikredenlerin meclisine yaklaştır. Umulur ki kalbin, gafletten uyanır. Kendini sâlih kimselerin hizmetinde bulundur. Umulur ki onların bereketi ile âlemlerin Rabbi olan Allâhü Teâlâ’ya itaate ve ibadete alışırsın.”
Kendisine, “Allâhü Teâlâ’nın buğzetmesine en çok sebep olan şey nedir?” -ki Cenâb-ı Hak, bizi bundan muhafaza buyursun- diye sorunca şöyle cevap verdi: “Nefsini ve yaptığı şeyleri, büyük görmektir. Bundan daha kötüsü ise yaptığı amelleri, karşılık bekleyerek yapmaktır.”
“Evliyanın alâmetleri dörttür;
Birincisi, Allâhü Teâlâ ile kendisi arasındaki kulluk adabına riâyet etmektir.
İkincisi, Allâhü Teâlâ’nın yasakladıklarından uzuvlarını muhafaza etmektir.
Üçüncüsü, insanlardan gelecek ezâlara katlanmaktır.
Dördüncüsü, akıl ve idrâkleri farklı olduğundan, bütün insanları idare etmektir.”
