HAKÎKÎ FAZİLET, DİN VE TAKVÂ İLEDİR
Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim’de Sehl bin Sa’d es-Sâidî (r.a.)’ten rivâyet edilen bir hadîs-i şerîf şöyledir:
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanından bir adam geçti. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, yanında oturan bir kimseye, “Şu adam hakkında fikrin nedir?” diye sordular. O da dedi ki:
“Halkın ileri gelen eşrafından bir adamdır. Vallâhi birine talip olsa nikâhlanmaya münâsip, birisi için ricada bulunsa sözü dinlenmeye lâyıktır.” Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) sükût buyurdular.
Sonra oradan başka bir zât daha geçti. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), yanındaki zâta:
“Bu adam hakkında ne dersin?” diye sordular. O da “Bu, Müslümanların fakirlerinden bir zâttır. Birine talip olsa nikâhlanmaya münasip görülmez. Birisi için bir ricada bulunsa sözü dinlenmez.” dedi.
Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Bu (fakir olan) zât, (Allâh katında) dünya dolusu kadar öteki adamdan daha hayırlıdır.” buyurdular.
İmâm Yâfiî (rah.) diyor ki: Bu hadîs-i şerîften anlaşılacağı üzere insan, hakîkî asâleti, ancak dini ve takvâsı ile kazanabilir. Bu sebeple nesebe güvenip de takvâyı terk etmemelidir. Nitekim köle iken, Selmân-ı Fârisî (r.a.) Hazretlerini, imanı yükseltmiş; Hâşimî ve Araplar arasında asil sayılan Ebû Leheb’i de küfrü alçaltmıştır. (Sâlihlerin Hikâyeleri, Fazilet Neşriyat)
