Nasreddin Hoca

Ağustos 12, 2025

Nasreddin Hoca

Mizahî Bir Figür Değil, Tarihî Bir Şahsiyettir!
Nasreddin Hoca fıkraları, dünyanın farklı noktalarında, gün doğumundan batımına, her gün yüzlerce kez anlatılır. Hoca, bir fıkra kahramanı ya da “yaşadığına inanılan mizahî bir figür” değil, tarihe adını yazdırmış gerçek bir şahsiyettir.
Nasreddin Hoca’yı daha yakından tanımak için fıkralarını analiz etmekten başka çaremiz yoktur. Hoca, kendine has dünya görüşü olan özel bir şahsiyettir. Aykırı konuşmasını seven, akl-ı selimi kuvvetli, neşeli, babacan birisidir. Mizahı, hiciv kadar yıkıcı değil, yapıcıdır. İyi niyetli, akıl ile hissin dengesine değer veren, cemiyet düzenini önemseyen bir duruşu vardır. Herhangi bir aşırı davranışa karşı onun zıttı ile karşılık verir. Bunu yaparken, yaklaşımıyla muhataplarını tebessümle düşünmeye sevk eder. Birbirine aykırı gibi duran şeyler arasında bir münasebet kuran ve taşı gediğine oturtan bir zekâya sahiptir. Nasreddin Hoca, insan ruhunun samimi ifadesini taşıyan bir şahsiyettir.
Amerikalıların Nasreddin Hocası
“Özgün olarak Osmanlı öncesinin sözlü gelenekte yaşayan ‘zeki köylü’ karakterine ait yazılı fıkralar, 1888’de birdenbire Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkar ve kitaplıklarda yerini alır. Bu, Mark Twain sayesinde mümkün olmuştur.
“Mark Twain Mizah Kitaplığı adıyla çıkan ve girişinde Amerikan mizahını yansıttığını düşündüğü bir kitabında Twain, 5 tane Nasreddin Hoca fıkrasına yer vermiştir. Bu kitapta yer alan anlatıların çoğunluğu, Amerikan kökenliyken Mark Twain niçin Nasreddin Hoca fıkralarını da Amerikan mizahına uygun olarak görmüş ve seçmiştir?
“Hoca fıkralarını ortaya çıkaran Türk kültürü ile iç savaş sonrası Amerikası arasında şaşırtıcı benzerlik ve paralelliklerde bu sorunun cevabını bulabiliriz. Her iki kültür de geçmişten gelen hoşnutsuzlukların ve son derece büyük değişikliklerin olduğu bir dönemdedir ve bilge Nasreddin Hoca fıkraları, hem rahatsızlıkları yatıştırmış hem de onları yeniden şekillendirmiştir. Nasreddin Hoca fıkralarının ortaya çıktığı 19. yüzyıl Amerikalılarıyla Türkler arasında ortaklıklar vardır…” (Rebecca Anderson, “The Nasreddin Hodja in The 19th Century United States Literature: Meanings Past And Lessons Present”, HÜ Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S.10, Ankara 2009, s.5-11.)
Nasreddin Hoca’nın Menkıbesi
Yaygın rivayetlere göre; Nasreddin Hoca, 1208’de (H.605) Sivrihisar’ın Hortu köyünde doğdu. Babası, köy imamı Abdullah’tır. (Yapılan saha araştırmalarında babasının isminin Şemsüddin, hocanın asıl isminin “Nasiruddin Nusret” olduğu tespit edilmiştir.) Annesi ise köyün yerlilerinden Sıdıka Hanım’dır. Önce annesini, sonra babasını kaybetmiştir.
Hoca, gençliğinde Akşehir’e yerleşti. Burada evlendi. İki eşi vardı. İki kızı ve bir oğlu dünyaya geldi. Büyük kızı Fatma Hatun’un kabri Sivrihisar’da, diğer kızı Dürrü Melek’in kabri de Akşehir’dedir. Kızı Fatma Hanım’ın Mevlânâ Celâleddin isimli oğlu, Sivrihisar’da kâdılık yapmış, Celâleddin’in oğlu Hızır Bey ise (v.1459) İstanbul’un ilk kâdısı olmuştur.
Sivrihisar Ulu Cami
Nasreddin Hoca, ilk dinî bilgilerini babasından alır. Küçük yaşta hafızlık derecesinde Kur’ân-ı Kerîm öğrenir. Tahsiline Sivrihisar ve Konya’daki medreselerde devam eder. Arapça ve Farsçayı öğrenir, devrin İslâmî ilimlerini tahsil eder. Hortu’da babasının vefatından sonra imamlık vazifesini devam ettirir. Daha sonra imamlığı, Mehmed adlı birisine bırakıp, Seyyid Mahmud Hayranî Hazretleri’ne intisap etmek üzere Akşehir’e yerleşir. Hoca Sivrihisar, Konya ve Akşehir’de hocalık, kâdılık, imamlık ve vaizlik vazifeleri yapmıştır. 1284’te (H.683) Akşehir’de 76 yaşında vefat eden Nasreddin Hoca, Akşehir’in en eski mezarlığına defnedilmiştir.
Hocanın kabrinin üstündeki türbenin ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemektedir. Hamidoğulları ve Karamanoğulları devrinde asıl şeklini koruyan türbe, 15. asırda Osmanlı devrinde yenilenmiş, zaman zaman tamir edilmiştir.
Saltuknâme’de Nasreddin Hoca
Nasreddin Hoca hakkındaki tarihî kitaplarda, hocaya ait olduğu düşünülen 300 civarında fıkra vardır. Bu fıkralar sözlü kaynaklardan derlenerek yazıya geçirilmiştir. Hocadan söz eden en eski yazma eser olan Saltuknâme’de (885/1480) iki fıkra yer alır. Tarihi bilinen en eski yazma eser, Hüseyin adında biri tarafından kaleme alınan Hikâyât-ı Kitâb-ı Nasreddin’de (979/1571) 43 fıkra vardır.
“…Nasreddin’in vücudu türbesinde istirahat etmekteyse de ruhu hiçbir zaman ölmemiştir… Bütün dünya ondan bahsetmekte, edebiyatçılar ondan bahsetmekte, toplumlar ondan bahsetmekte, halk onu kendi gizli koruyucusu olarak tanımakta ve hikâyeleri rüzgâr gibi yayılıp, ekmek gibi kabarmaktadır. Gelecek nesillerin bu ekmekle uzun zaman beslenecekleri şüphesizdir…” Anna Masala
Selçuklu’dan Beyliklere
Hocanın hayatının büyük bölümü, Anadolu Selçuklu Devleti’nin son devrine denk gelmektedir. Hoca; Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev (1205-1211), Birinci Alâeddin Keykubad (1220-1237), İkinci Gıyâseddin Keyhüsrev (1237-1246), İkinci İzzeddin Keykavus (1246-1257), Dördüncü Rükneddin Kılıçarslan (1256-1266), İkinci Alâeddin (1249-1254), Üçüncü Gıyâseddin Keyhüsrev (1266-1281) ve Üçüncü Alâeddin Keykubad (1249-1257), Üçüncü Gıyâseddin Keyhüsrev 1265-1282) ve İkinci Gıyâseddin Mesud’un (1282-1284) sultanlık yaptığı zamanlarda yaşamıştır.
Doğu’daki savaşlar, Moğolların Anadolu’ya ulaşan istilası, Selçuklu’daki taht mücadeleleri, Anadolu halkı için oldukça sıkıntılı bir dönem olmuştur. Birinci Alâeddin Keykubad ve ondan önceki Birinci Gıyâseddin Keyhüsrev ile Birinci İzzeddin Keykavus devirleri, Selçukluların altın çağı olmuştu. Alâeddin Keykubad, 1237’de vefat ettiğinde sosyal, idarî ve askerî teşkilat olarak devlet mükemmel bir hâldeydi. İkinci Gıyâseddin Keyhüsrev’den itibaren Selçuklu teşkilatları zayıflamış, Babai İsyanı zuhur etmişti. 1243’te Kösedağ Savaşı’nın kaybedilmesiyle Anadolu, Moğol istilasına maruz kalarak bölgede kara günler başlamıştı. Uzun süren savaşların yanında, 12. yüzyılda haçlı seferlerinin yaptığı tahribatla halk, yoksul ve harap duruma düşmüştü. Moğol istilasından kaçan Harezm ve Türkmen göçmenler, bütün Anadolu’ya yayılmaya devam ediyordu. Devlet yönetiminin Moğol valiler tarafından baskı altında tutulması ve artan vergilerle ortaya çıkan sosyal ve ekonomik sonuçlar, Anadolu’daki idarî parçalanmayı körükleyecek, Beylikler Dönemi’ni başlatacaktı.
İstanbul’un İlk Kadısı, Nasreddin Hoca’nın Torunudur
Nasreddin Hoca’nın torunlarının en meşhuru Hızır Bey, İstanbul’un ilk kadısıdır. İlmî dirayetiyle adından söz ettiren Hızır Bey’in oğulları Sinan, Ahmed ve Yakup da babaları gibi âlimdi. Sinan Paşa vezirlik ve Fatih Sultan Mehmed’e hocalık etmiştir. Bu sebeple Hocapaşa diye de anılırdı ki bu isim, İstanbul’da bir mahalle adı olarak hâlâ yaşar. Tazarruname’si dillere destandır. Ahmet Paşa da Fatih Medresesi’nde müderrislik, Üsküdar kadılığı ve Bursa müftülüğü yapmıştır. Yakup Paşa dahi mükemmel bir tahsil görerek Bursa’da Sultaniye Medresesi’nde müderrislik ve Bursa kadılığı yapmıştır. Ahmet Paşa’nın Hızır isimli bir oğlu da bilinmektedir. Bu torun Hızır Bey de Bursa’da müderrisken genç yaşta vefat etmiştir.
Anadolu’yu Mayalayanlar
Nasreddin Hoca, muasırı olduğu Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Seyyid Mahmud Hayranî, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahmed Fakih ve Hâce Ahmed Yesevî (k.s.)Hazretleri’nin talebeleriyle aynı gaye için hayatını vakfetmiştir. Bu zatlar, Din-i Celil-i İslâm’ın Anadolu’da yayılması, Ehl-i Sünnet akidesinin gönüllere nakşedilmesi, Osmanlı Devleti gibi bir medeniyetin kök salacağı bir zeminin oluşması için irşat gayesiyle hareket etmişler; halka iman ve ahlâk aşılamanın derdini taşımışlardır. Ömürlerini, insanlara doğru yolu göstermeye hasretmiş, iyilikleri bildirerek doğruya sevk eden, kötülüklerden sakındıran birer kılavuz olmuşlardır. Bununla beraber Nasreddin Hoca, maddî ve manevî sıkıntıların ve geçiş döneminin karanlık günlerinde nükteleri ve ders niteliğindeki hikmetli sözleriyle halka ümit ve yaşama sevinci yaymıştır. Doğru olanı işaret etmiş, yanlış olanları kendine has üslubuyla ikaz etmiştir. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı dilde, manidar latifelerle, kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Bu yönüyle Nasreddin Hoca, mükemmel bir talim ve terbiye erbabıdır.
Hocanın sözleri, eskilerin “sehl-i mümtenî” dedikleri kıvamdadır; sade ve basit görünse de bulunup söylenmesi zordur, anlamı derindir. Saflık perdesindeki hazır cevapları, muhataba cevap mecali bırakmayacak tesirdedir.
Eski bir kaynakta hocanın sözlerindeki mecazı anlatmak için şu şekilde bir ifade yer alır:
“Velî hakikat söylermiş, mecazı sırr-ı suret eylermiş.”
Hocanın latifeleri, her devrin insanına hitap eden nasihatler hâlini alarak zihinlerde yer etmiş, kıssaları dilden dile aktarılarak birer halk hikâyesi hâline gelmiştir. Hocanın karşılaştığı meselelere verdiği cevapları, manidar latifeleri, önce yakın çevresinde dilden dile dolaşmış, sonraları gitgide yayılmış, hatta zamanla birtakım değişikliğe uğramıştır. Öyle ki, zaman içinde hocayla alâkası olmayan kıssalar bile mevzuya değer katmak ve muhatabı etkilemek için hocaya atfedilmiştir. Nasreddin Hoca’nın şahsî kimliği bilinmeden onu hırsız, rüşvet alan, sahtekâr, edep ve ahlâk dışı davranışlar sergileyen veya bu hallere göz yuman birisi olarak gösteren fıkraların onunla alâkası yoktur.
Nasreddin Hoca’nın nüktelerindeki sağlam fikir yapısı, sosyal hayatı analiz eden bakış açısı, güncelliğini korumuş; yüzyıllar, onu daha dinç, daha diri hâle getirmiş, şöhreti Anadolu’nun sınırlarını aşarak dünyaya yayılmıştır. Doğu İslâm zekâsının hususî bir karakteri kabul edilen Nasreddin Hoca, Doğu Türkistan’dan Kafkasya’ya, Azerbaycan’dan Arabistan’a, Mısır, Tunus, Kırım ve Kazakistan’a kadar her yerde tanınmaktadır. Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde yer alan Romanya, Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Yunanistan ve Arnavutluk’ta da Nasreddin Hoca fıkralarına yaygın biçimde rastlanmaktadır.
Nasreddin Hoca’dan Deyimler, Atasözleri
Nasreddin Hoca’nın latifeleri, hikmet ve ibret dolu birer darbımesel, atalar sözü gibidir; destan çıkarılabilecek nasihatler gizlidir. Hocanın, hadiselere mutabık olarak söylediği nükteler, halkın zihninde derin manalar kazanmış; kimisi zaman içinde atasözü ve deyim olarak lisanımızı zenginleştirmiştir. Hocanın fıkralarından çıktığı düşünülen, asırlardan beri yaşayagelen deyim ve atasözlerinden bazıları şöyledir:
Acemi bülbül, bu kadar öter.
Ağız torba değil ki büzesin.
Bindiğin dalı kesme!
Buyrun cenaze namazına.
Damdan düşenin hâlini, damdan düşen anlar.
Dostlar alışverişte görsün.
El, elin eşeğini türkü çağırarak arar.
Ne sen sor ne ben söyleyeyim.
Parayı veren, düdüğü çalar.
Testi kırıldıktan sonra
atılan dayağın yararı olmaz.
Un var, şeker var, helva yapıp yesene!
Yorgan gitti, kavga bitti.
Sesi, yarın çıkar.
Ya tutarsa…
Ye kürküm ye…
İpe un sermek
Kabak tadı vermek…
Nasreddin Hoca’dan Fıkralar
Yanlışın Büyüğü
Hocanın talebeliği zamanında bir aralık, silah taşımak yasaklanmış.
Nasılsa o aralık, hoca medreseye giderken cübbesinin altında kocaman kulaklı bir yatağan bıçağı görmüşler. Hocayı yaka paça tutup Subaşı’nın huzuruna götürmüşler. Subaşı sinirlenerek:
“Efendi! Sen, hükümetin yasağını işitmedin mi de böyle güpegündüz bu koca yatağanı taşıyorsun?” deyince hoca merhum kendini savunmuş:
“Efendim! Ben bununla ders yaparken kitabın yanlışlarını düzeltiyorum.” (Eskiden kitaplarda harf/hareke hatası olduğunda küçük çakı ile mürekkep kazınarak düzeltilirdi.) Subaşı daha fazla gazaba gelerek:
“Benimle eğleniyor musun? Hiç bu kadar büyük alâmetle yanlış düzeltilir mi?” diye sorunca hoca ciddi ciddi cevaplamış:
“Ah, efendim! Bazen öyle yanlışlar oluyor ki bu bile az geliyor.”
Veresiye Zeytin
Hoca bir ara zeytin satıyormuş. Bir hanım gelmiş, zeytini beğenmiş, fakat fiyatını biraz fazla bulduğundan itiraz edince hoca:
“Hanım! Bu öyle ham, çürük zeytinlerden değildir. Vaktinde toplanıp özel olarak itina ile yapılmıştır. İnanmazsan bir tane ye de bak. Bundaki lezzeti, ömründe hiç başka zeytin tanelerinde gördün mü? Bunda öyle acılık, kekrelik arama. Yağı da en birinci yağlardandır. İnsanın ağzında bir müddet en nefis bir lezzet hâsıl olur. Tadına bakması helaldir; çekinme, para vereceksin.” deyince kadın:
“Sen, beni bilirsin. Arka sokakta, komşunuz merhum Bektemir oğlu Hacı Satı’nın haremiyim. Bizim efendi ile çok iyi görüşürdünüz. Onun için, eğer itimat edersen, veresiye almak isterim.” deyince hoca:
“Hanımefendi! Onun çaresine bakarız. Hele sen bir kere maldan hoşnut ol.” diye elindeki zeytin tanesini hanıma uzatınca kadın:
“Af edersiniz! Üç sene evvel Ramazan-ı Şerif’te hastalanıp yedi gün orucu yediğim için şimdi hazır kışın kısa günlerinde onu kaza ediyorum.” demiş.
Hoca şöyle bir durmuş:
“Hanımefendi! Sen veresiye zeytin almak istiyorsun. Hâlbuki bir kul böyle, Yaradan’ının farzını eda etmeyip senelerce borcunu ödemezse halka olan borcuna ne ehemmiyet verir?”

Bir Akçelik Sille!
Adamın biri, arkadaşı zannederek hocanın ensesine bir sille vurmuş. Hoca sinirlenmiş, hemen adamı kâdıya götürmüş:
“Efendi, şu adamda benim hakkım vardır alıver.” demiş.
Meğer o adam, kâdının bir tanıdığıymış.
Kâdı, adama dönerek:
“Bir sillenin diyeti bir akçedir, hükmettim buna bir akçe ver.” demiş.
Adam aramış taramış, üzerinden para çıkmamış. Para bulmak için dışarı çıkmış. Aradan bir hayli zaman geçmesine rağmen adam gelmemiş. Hoca bakmış ki böyle olmayacak, hemen kâdının yanına varmış. Kâdı ardını dönmüş, bir şeyle meşgulken Hoca, kâdının ensesine okkalı bir sille vurmuş. Neye uğradığını şaşıran kâdı:
“Hoca, ne yapıyorsun?” deyince hoca:
“Ne yapayım, adam gecikti benimse acele işim var; o gelince parayı siz alınız.” demiş ve mahkemeden çıkıp gitmiş…
Kaynaklar: Abdullah Özbek, Bir Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca, 2004; Abdülbâki Gölpınarlı, Nasreddin Hoca, 1961; Ali Öngül, Anadolu Selçukluları, Çamlıca Basım Yayın, 2018; İsa Özkan, Nasreddin Hoca’nın Tarihi Şahsiyeti ve Fıkraları Üzerine Bir İnceleme, 1983; Köprülüzâde Mehmed Fuad, Nasreddin Hoca, 2004; Muhammet Yıldız, Nasreddin Hoca Fıkraları, Hasbahçe Kitaplığı, 2020; Mustafa Özçelik, Anadolu ve Dünya Bilgesi Nasrettin Hoca, 2008; Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, 2008; Pertev Naili Boratav, Nasreddin Hoca, 2006; Soner Demirsoy, Şark’ın Büyük Âlimleri, Çamlıca Basım Yayın, 2021; Ümid Sinan Topçuoğlu, Nasreddin Hoca ve Latifeleri, 1980.

 

Yedikıta Dergisi Şubat 2024

Comments are closed.

Links

Calendar

  • Eylül 2026
    P S Ç P C C P
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    282930