Mescid-i Dırâr, Kubâ köyündeki bazı münâfıklar tarafından, mübârek Kubâ Mescidi’nin yanına, küfür ve nifak maksadı ile tesis edilmiş bir bina idi. Bu münâfıklar öteden beri Kubâ Mescidi’nde namaz kılageldikleri hâlde, Müslümanlar arasına nifak sokmak, onlara zarar vermek maksadıyla bu binâyı tesis etmişlerdi.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Tebûk Seferi’ne hareket edip Medîne-i Münevvere’ye bir saat mesafedeki “Zîevân” köyüne geldiklerinde bu münafıklardan bir heyet geldi. “Yâ Resûlallâh! Hastalar için ve Kubâ Mescidi’ne gelemeyenlerin husûsiyle yağmurlu gecelerde namaz kılmaları için bir mescit bina ettik. Teşrif buyursanız da namaz kıldırsanız, hayır ve bereketle dua buyursanız.” diye rica ettiler. Resûlullah (s.a.v.) de seferden döndüklerinde geleceklerini vaad etmişlerdi.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Tebûk Seferi’nden dönüşte yine Zîevân köyüne geldiklerinde, bu münafıklar tekrar geldiler. Peygamber Efendimizi, yaptıkları Dırar Mescidi’ne tekrar davet edip vaadini hatırlattılar. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, oraya gitmeye hazırlanırken Tevbe Sûresi’nin şu meâldeki, 107. ve 108. âyet-i celîlesi nâzil oldu:
“Şu münafıklar ki, müminlere zarar vermek, küfrü kuvvetlendirmek, müminlerin arasını açmak için ve bundan evvel de Allah ve Resûlullah ile harp etmeye cüret etmiş olanı (fâsık Ebû Âmir’i) beklemek için mescit edindiler. Bunlar bir de bu mescidi yapmakla hayır ve ibadetten başka bir maksatları olmadığına katiyen yemin ederler. Allah da şehâdet eder ki bunlar, bu yeminlerinde katiyen yalancıdırlar. Sakın Habîb’im! Bunların mescidine gidip de namaz kılma!..”
Bu âyet-i kerîmenin nüzûlü üzerine Peygamberimiz (s.a.v.), Ashâb-ı Kirâm’dan Mâlik bin Dahşem ile Ma‘n bin Adiyy Hazretlerini çağırdılar. Bunlara, “Haydi hiç durmadan gidiniz! Şu zâlim cemâatin mescitlerini yıkınız!” diye emir verdiler. Bu iki İslâm bahâdırı süratle Mescid-i Dırâr’ın bulunduğu yere vardılar ve emr-i Nebevî’yi hiç tereddüt etmeden îfâ edip o fesat binasını yıktılar.
