Ahmed Cevdet PaÅŸa’nın kızı Fatma Aliye Hanım, babasının medresedeki ilk yıllarına ait bir hatırasını şöyle anlatıyor: “Babam İstanbul’a yeni geldiÄŸi senelerde medrese hayatında sıkıntılı bir gününü anlatmıştı ki onu nakletmeden geçemeyeceÄŸim! O ana kadar hiç para yoksulluÄŸu görmemiÅŸti. Babası muntazaman onu pekiyi geçindirecek parayı gönderiyordu. Bir sene pek ziyade kış olup Lofça’dan bir hayli zaman posta getiren tatar çıkmamıştı. Öyle bir gün geldi ki yemeÄŸini piÅŸirip hizmetine bakan talebeye o günkü yemek tedarikine mahsus olan parayı vermeden savuÅŸmuÅŸ, bu da kendisine pek güç gelmiÅŸti. Fatih Camii’ne girince saÄŸ tarafa gelen mihrabın yan tarafına oturmuÅŸ, akÅŸama medrese odasına nasıl gideceÄŸini düşünüyordu. Zira yemeÄŸini tedarik edemediÄŸi talebeden sıkılıyordu. Hocalarından ve arkadaÅŸlarından ödünç para almak zihninden geçtiÄŸi halde o zamana kadar kimseden bir ÅŸey istememiÅŸ, kimseye minnet etmemiÅŸ olduÄŸu için bunu yapamayacağını anlıyordu. Açlıktan ölmeye, lâkin hiçbir kimseden bir ÅŸey istememeye karar vermiÅŸ, elem ve kedere boÄŸulmuÅŸ, gam ve ümitsizlik çehresini sarmış olduÄŸu halde babasının dostlarından olup İstanbul’da bulunan Lofçalı bir zat karşısına geldi. İşte bu fırsattı. O zat kendisine babasından para geleceÄŸini bilirdi. Fakat -mümkün deÄŸil- ondan da isteyemedi. İstemek! Yapmadığı ve yapamayacağı bir ÅŸeydi!… Lakin o zat biraz konuÅŸtuktan sonra ‘Memleketten posta gelmedi. Senin harçlığın kalmamıştır. Ben senin babandan alırım. Åžimdilik bunu vereyim de birkaç gün daha posta gelmezse daha veririm!’ diyerek onun önüne
altı (altın) lira koydu. Üç gün sonra da posta, üç aylık harclığını birden getirdiÄŸinden Ahmed Efendi medresede kazanlarla etli pilav ve helva yaptırtarak bütün medrese halkına ziyafet çekti. O günkü hal ona o kadar tesir etmiÅŸti ki İstanbul’da bulunduÄŸu zamanlarda her RamazanÂı Åžerifte bir gün Fatih Cami-i Åžerifi’ne gidip kendisinin o kederi geçirdiÄŸi tarafta ne kadar fakir talebe görürse onlara altı lira kadar parayı dağıtırdı.”
