İhlâs, herhangi bir işi güzel bir niyetle saf bir kalb ile yapmak, o işe başka bir şey karıştırmamaktır. Buna “Hulûs” da denir.
Yapılan vazîfelerin kıymetleri ihlâsa göre artar. Zıddı riyâ olup bir vazîfeyi sırf gösteriş veya maddi bir menfaat için yapmaktır. Riyakar adamın yaptığı amelin mükafatını Cenab-ı Hak’tan dilemeğe yüzü olmaz.
Hadîs-i şerîfte “Şüphe yok ki Allâhü Teâlâ sırf kendisi için ve kendisinin rızası istenilerek yapılan amelden başkasını kabûl etmez.” buyurulmuştur.
İlim tohum, amel ondan bitendir. Suyu ise ihlâstır. Muhakkak Allâh’ın kulları vardır ki hayırlı bir ameli gördüklerinde hemen onu öğrenirler. Öğrendikten sonra işlerler. İşlediklerinde de ihlâslı olurlar. İhlâslı olmaları bütün hayır kapılarını onlara açar.
İmâm-ı Gazâli (rh.) nakletti:
Âbidlerden bir zât şöyle hikâye etti: “Deniz yoluyla cihâda çıkmıştım. Bir yerde bazı satıcılar geldi. Ben orada gazada kullanmak niyeti ile hayvanım için bir yem torbası satın aldım. Sonra başka bir şehre geldiğimde onun daha pahalı olduğunu görüp sattım ve kar ettim.
O gece rüyamda gördüm ki semâdan iki kişi inmiş. Biri diğerine gazileri yaz, diye emretti. Yazarken ona “Şu gezmeye çıkmıştır, şu riyakârdır, şu tüccârdır, şu Allâh yolundadır.” diye yazdırırdı.
Sonra bana baktı ve “Şunu da tüccardan yaz.” dedi. Ben hemen “Allâh Allâh, şu işe bak. Biliniz ki ben ticâret için çıkmadım, yanımda ticâret eşyası da yoktur. Ben ancak Allâh yolunda gaza niyeti ile çıktım.” dedim. Bana “Ey ihtiyar, sen dün kâr etmek isteyerek bir yem torbası satın almıştın.” dedi. Ben ağlayarak “Beni tüccardan yazmayınız.” dedim.
Yanındaki ona baktı ve “Ne dersin?” diye sordu. O da “Şöyle yaz ki, fülan zat gazi olarak çıktı, ancak yolda kar etmek üzere bir yem torbası satın aldı. Allâhü Teâlâ onun hakkında hükmünü verir.” dedi. .”
