Hikaye:
Rivayete göre, vaktiyle “Tükendi Baba” olarak tanınan bir adamcağız varmış. Bu adam o kadar şanssız, o kadar şanssız bir adammış ki altın tutsa toprak olurmuş. Talihsizliği daha çocukluğundan belliymiş. Su almak için çeşme başına gönderseler, ya çeşmenin ağzını bir kurbağa tıkar ya da su doldurduğu çömlek çat diye çatlarmış. Bir şey almak için sıraya girse, tam ona geldiğinde mal tükenirmiş. Tükendi Baba’nın bahtsızlığını memlekette bilmeyen yokmuş. Ünü taa Sultan Mahmut’un kulağına kadar ulaşmış. Sultan
Mahmut bu talihsiz adamı merak etmiş. Bir gün kıyafet değiştirip adamın çalıştığı yere gitmiş. Adamla uzun uzun muhabbet etmiş. Ona kalbi çok ısınmış.
Adamcağız ne kadar talihsiz olduğunu anlattıkça sultan üzülmüş. Saraya dönünce “Bu adamcağızın talihsizliğine bir son vermek lazım” diye düşünmüş. Kocaman bir baklava tepsisi hazırlatmış. Her bir dilimin altına bir altın koydurtmuş. Talihsiz adamın dükkânına göndertmiş baklavayı. Adamcağız baklavayı görünce çok sevinmiş. “Ama” demiş, “bir başıma nasıl yiyeyim ben bu kadar baklavayı?” Tepsiyi hiç bozmadan satmış, eline geçen üç beş kuruşla da dükkândaki eksiklerini almış. Sultan Mahmut bunu duyunca çok bozulmuş. Bu sefer de nar gibi bir tavuk kızarttırıp içini altın doldurtmuş. Yine Tükendi Baba’nın dükkânına göndermiş. Tükendi Baba tam yiyecekken kapıdan geçen dilenci bir kadıncağız
görmüş. “Evde yedi çocuğum aç, hacı baba, gözünü seveyim, bir hayır yapıver” demiş kadın. Tükendi Baba dayanamamış daha bir lokma almadığı tavuğu kadına verivermiş. Sultan Mahmut altınların yine Tükendi Baba’nın eline geçmediğini duyunca içten içe sinirlenmiş. Ama adamcağızın hayır sahibi olduğunu düşününce siniri yatışmış. Bu sefer işi garantiye almak için altını Tükendi Baba’ya götürmektense, Tükendi Baba’yı altına getirmeye karar vermiş. Dükkânından alınıp getirtilmesi için iki asker göndermiş.Tükendi Baba dükkânının kapısındaki asker leri görünce çok korkmuş. Hele “Sultanımızın emridir, saraya geleceksiniz” kısmını duyunca neredeyse düşüp bayılacakmış. Hiç istemese de askerlerle birlikte saraya gitmiş. Yol boyunca da “Acaba ne kabahat işledim?” diye düşünmüş durmuş. Padişah kendisini güler yüzle karşılayıp baştan beri olan biteni tek tek anlatınca
rahatlamış Tükendi Baba. Padişah onu sarayın hâzinesine götürmüş. Artık senin bu talihsizliğini kırmanın vakti geldi” demiş ona. “Al şimdi elimdeki şu küreği. Bunu altınlara daldır. İçinden ne kadarını çıkarırsan şenindir.” Tükendi Baba çok heyecanlanmış. Ama olacağı bu ya, yanlışlıkla küreği tersinden altınlara daldırmış. Böylece küreği kaldırınca üzerin de kalan bir iki altın da düşüp gitmiş. Sultan Mahmut iç geçirmiş: “Daha ne yapayım, Tükendi Baba?” demiş. “Vermeyince Mabut, neylesin Sultan Mahmut?” demiş.
İşte böyle, her kulun nasibi Allah tarafından takdir edilmiştir. İnsan nasip olmayacak bir şey için ne kadar çalışırsa çalışsın boşunadır. Nasipten öte yol gitmez. Yardımı yapan sultan da olsa bir şey değişmez.
