Mekke’de şiddetli bir kıtlık oldu. Kureyşliler Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) amcası Ebû Tâlib’e gelip
“Ey Ebû Tâlib! Gel Allâhü Teâlâ’dan yağmur dileyelim. Ümit ederiz ki yağmur yağdırır.” dediler. Sonra Ebû Tâlib yanında çok güzel yüzlü bir çocuk ile çıktı. Bu çocuk Peygamber Efendimiz (s.a.v.) idi. Ebû Tâlib onun elini tuttu, arkasını Kâbe duvarına dayadı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) parmağını kaldırdığı gibi gökyüzünde bir parça bulut bile yok iken her tarafta bulutlar çıkıp yağmurlar yağdı, dereler dolup seller aktı.
Ebû Tâlib bu hadiseyi Hz Muhammed Mustafa’nın peygamber olduğunuda söyleyerek büyük bir fesahat ve belağat ile anlatmıştır.
BORÇ HUZURU KAÇIRIR Bir lüzum görülmedikçe borç almamalıdır. Alınan borç paralar çok kere lüzumsuz yere sarf edilir ve birçok zararlara katlanmak lâzım gelir. Borç huzuru, rahatı kaçırır, hürriyeti ihlâl eder. Borç verecek bir halde bulunanlar da ellerinden gelen yardımı muhtaçlardan esirgememeli, sırf Hak rızası için karz-i hasen (faizsiz ödünç vermek) suretiyle borç verip mükâfatını Allâhü Teâlâ’dan beklemelidir. Yerinde verilen bir borç para, sadakadan faziletlidir. Borç alacaklar da emin olmalı, sözünde durup, ilk fırsatta borçlarını vermeye kararlı bulunmalıdırlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Mîrac gecesi cennetin bir kapısında, ‘Sadaka vermenin bire on misli sevabı, borç vermenin ise bire on sekiz (misli) sevâbı vardır.’ diye yazılmış olduğunu gördüm.” buyurmuştur.
Borçlu, borcundan fazla nisab miktarı mala sahib olmayan kimse veya kendisinin de başkasında malı varsa da, alması mümkün olmayan kimsedir.
Böyle borçlu olan kimseye zekât vermek, borcu olmayan fakire vermekten daha faziletlidir.
