“Uhud Harbi’nde Peygamber Efendimiz’in amcası Hz. Hamza’yı (r.a.) şehid eden Vahşi, Resûlüllâh Efendimiz’e (s.a.v.) “Ben Müslüman olmak istiyorum. Lâkin Kur’ân’da “Ve onlar ki Allâh’ın beraberinde diğer bir ilâha duâ etmezler, Allâh’ın haram kıldığı nefsi haksız öldürmezler ve zinâ yapmazlar. Her kim de bunları yaparsa ağır cezâya çarpar.” meâlindeki Furkân Sûresi, 68. âyet-i kerîme beni Müslüman olmakdan alıkoyuyor. Zîrâ ben bunların hepsini yaptım. Benim için bir tevbe imkânı var mı?” diye bir mektup yazdı.
Bunun üzerine (Furkan Sûresi’nin): “Ve her kim tevbe edip de sâlih amel işlerse o muhakkak Allâh’a makbul olarak döner.” meâlindeki 71. âyet-i kerîmesi nâzil oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu âyet-i kerîmeyi Vahşî’ye gönderdi.
Vahşî “Bu âyette sâlih amel şartı var. Sâlih amele muvaffak olabilir miyim, olamaz mıyım, bilmiyorum.” diye bir mektup yazdı.
Bunun üzerine Nisâ Sûresi’nin, “Doğrusu, Allâh kendine şirk koşulmasını mağfiret etmez, ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur…” meâlindeki 48. âyeti nâzil oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu âyet-i kerîmeyi de Vahşî’ye yazdı.
Vahşî “Bu âyeti kerîmede de ‘Allâhü Teâlâ dilediğine mağfiret eder’ şartı var. Allâh (c.c.) beni bağışlamayı diler mi, dilemez mi, bilmiyorum.” diye yazınca: “Ey nefisleri aleyhine israf etmiş (çok günah işlemiş) kullarım! Allâh’ın rahmetinden ümidi kesmeyiniz. Şüphe yok ki, Allâh günâhların hepsini mağfiret eder, bağışlar. Muhakkak ki o çok Gafûr ve Rahîm’dir.” meâlindeki (Zümer Sûresi, 53.) âyet-i kerîme nâzil oldu. Resûlüllâh Efendimiz (s.a.v.) bu âyet-i kerîmeyi de Vahşî’ye bildirdi. Vahşî Medine-i Münevvere’ye gelip müslüman oldu. Allâhü Teâlâ ondan râzı olsun.
