Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:
Yeryüzündeki mahlûkâta merhamet ediniz ki Allâhü Teâlâ da size merhamet etsin.
Başkalarına merhametli olun ki siz de merhamet göresiniz. Affedin ki sizin de hatalarınız bağışlansın.
Doğru sözü ve nasihati işitip de kabûl etmeyen ve icabıyla amel etmeyene yazıklar olsun. Doğruyu bildikleri halde onunla amel etmeyip hatasında ısrarcı olana da yazıklar olsun.
Merhamet ancak fena insanlardan çekilip alınır.
Allâh’dan korkun ve halini ifâde edemeyen hayvanları aç bırakmayınız. Sizler onları iyi besleyin, rahatlıkla binin ve âfiyetle yiyiniz.
Herhangi bir kimse serçeyi veya daha küçüğünü haksız yere öldürürse Allâh muhakkak onun hesâbını sorar.
“Yâ Resûlallâh! Onun hakkı nedir.” denildi:
“Kesip yenmesidir, yoksa başının kesilip atılması değildir.” buyurdular.
İbn-i Mesûd Hazretleri şöyle nakletti:
Biz, Resûlullâh ile seferde idik. O bir ihtiyâcı için yanımızdan ayrıldı. Biz yanında iki yavrusu olan bir kuş gördük, birimiz yavrularını aldı. Anası gelip başımız üstünde çağrışarak dönmeye başladı. Resûlullâh Efendimiz geldiğinde “Bu fena işi kim işledi, hemen ona yavrusunu iâde ediniz.” buyurdular.
Yine konduğumuz bir yerde karınca yuvası var idi. Onları dağıtmak için yuvalarını ateşe vermek istedik. Resûlullâh Efendimiz görünce “Ateş ile azâb etmek ancak ateşi yaratana layıktır.” buyurarak yasakladılar.
Hz. Alî (r.a.): “Ey Allâh’ın kulları, Allâh’ın arzında (yeryüzünde), onun kullarının hakları husûsunda Allâh’tan korkunuz. En küçük gördüğünüz şeylerden; hayvanlara karşı olan muâmelenizden bile suâl olunacaksınız.” buyurdular.
