Hz. Muâviye (r.a.), karşılaştığı ve içinden çıkamadığı meseleleri Hz. Ali (k.v.)’ye yazardı. Hz. Ali’nin (r.a.) şehid edildiğini işittiği zaman “Fıkıh ve ilim, Ebû Tâlib’in oğlunun (Hz. Ali’nin) vefâtı ile gitti!” demişti.
Bir gün, yanına gelen Dırâru’s-Sudâî’ye (r.a.): “Ey Dırâr! Bana, Ali’yi tavsif etsen (anlatsan)” demiş, Dırâr (r.a.), şöyle anlatmıştır:
“Vallâhi, onun sözü açık ve kat’iydi. O, adâletle hükmederdi. Her yanından ilim ve hikmet fışkırırdı. Dünyâdan ve dünyâ zînetlerinden kaçınırdı. Geceye ve gecenin sessizliği ile baş başa kalmaya âşık ve alışıktı. Son derece de ibret alıcı, uzun uzun düşünücü idi. Onun aramızda bulunuşu, herhangi birimiz gibi idi. Kendisine bir şey sorulunca hemen cevap verir, bildirilmesini istediğimiz şeyi bize bildiriverirdi…
Müslümanlara saygı, yoksullara yakınlık gösterirdi. Güçlü birisi, bâtıl işinde ondan yüz bulmayı ümit etmez, zayıf olan da onun adâletinden umutsuzluğa düşmezdi.
Kendisini, bazı konak yerlerinde, geceleyin görmüşlüğüm vardır: Boynunu büker, hazin hazin ağlar:
‘Ey dünyâ! Sen benden başkasını aldatmaya bak! Benim sana aldanmam ne kadar uzak! Ne kadar uzak! Ben, seni hiç dönülmeyecek şekilde üç talâkla boşamışımdır!
Ey dünyâ! Senin ömrün kısa, değerin de azdır. Aaah! Âhiret azığının azlığından, âhiret seferinin uzunluğundan, âhiret yolunun ıssızlığından, aaah!’ diyerek inlerdi.”
Hz. Muâviye Dırar’ın anlattıklarından ağladı ve “Allâh, Ebû’l Hasan’a (Hz. Ali’ye) rahmet etsin. Vallâhi, o tam böyle idi!..” dedi ve “Ey Dırâr! Onun vefâtına senin üzüntün nasıldır?” diye sordu.
Dırâr “Biricik oğlu, yanında boğazlanan kimsenin üzüntüsü gibidir!” dedi.
İLİM ŞEHRİ’NİN KAPISI HZ. ALİ (K.V.)’NİN VASIFLARI
Haziran 23, 2012
