Hz. Muâviye, Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)’in “Allâh’ım, Muâviye’ye hesâb ve kitâbı öğret ve azâbdan koru” ve;
“Allâh’ım, Muâviye’yi hâdî ve mehdî (hidâyet edilmiş ve hidâyet edici) kıl ve onunla insanlara hidâyet ver.” duâlarına mazhar olmuştur.(Sünen-i Tirmizî)
İbn-i Abbâs Hazretleri Hz. Muâviye’nin müctehidliğine şâhidlik etmiş ve yatsıdan sonra vitir yaptığı kendisine rivayet olununca, ‘Onu bırakın, zira Ashâb-ı Resûlullâhdandır.’ demiştir. Bu, Allâh’ın kitâbından sonra Resûlullâh’ın hadîs-i şerîflerinin en sahîhi İmam Buhârî’nin Sahîh’inde bildirilmektedir. Fakîhler Hz. Muâviye’nin sözüne itimat ederlerdi. Kütübü Sitte’de (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî ve İbn-i Mâce) ve Hanbelî mezhebinin imamı İmâm Ahmed’in Müsned’inde Hz. Muâviye’den hadîs rivâyet edilmiştir ki bu kitaplar Resûlullâh’ın sünnetinin en muteber metinlerindendir.
Hz. Muâviye, Resûlullâh’ın vahiy kâtiblerindendir ve Hz. Zeyd bin Sâbit ile birlikte en uzun müddet kâtiplik yapmıştır.
İmam Abdullâh bin Mübarek’e ‘Ömer bin Abdülaziz mi yoksa Muâviye mi faziletlidir.’ diye sorulunca “Resûlullâh ile gaza ederken Hz. Muâviye’nin atının burnuna giren toz ondan şu kadar daha faziletlidir.” dedi.
Bu sual Muâviye bin İmran’a böyle sorulunca öfkelenmiş ve “Hiçbir insan Resûlullâh’ın Ashâbı ile kıyâs edilmez. Muâviye hazretleri de sahâbedendir. Hem o Resûlullâh’ın akrabasıdır ve aynı zamanda vahiy kâtibidir.” demiştir.
Hz. Muâviye Sünnet-i nebeviyyeye uymakta pek harîs idi, dâimâ Resûlullâh’ın hadîslerini öğrenip onunla amel eder, halka da uymağı emreder, sünnete uymayan hareketlerden nehyederdi.
Hz. Ömer, Hz. Muâviye’yi Şam’a vâli tayin etmiş, Hz. Osmân zamanında vâliliğe devam etmiştir. Sahâbeden bir nice zât onu takip ettiler, tabi oldular. Hz. Hasan (r.a.) da eğer onu halifeliğe ehil görmese idi hılâfeti teslîm etmezdi. Zira emrinde 40 bin askeri vardı. (en-Nâhiye an Ta’n-i Muâviye)
